Yazı Detayı
22 Eylül 2020 - Salı 13:37 Bu yazı 61 kez okundu
 
Tarihi Roman Serüveninde Mustafa Necati Sepetçioğlu-6
Anuş GÖKCE
yazar@cumra26haziran.com
 
 

Bu arada Kılıçaslan yok edilirse ne olur bilir misin? Kapıyı o yanda Hasan Sabbahlar, Çinliler, Maçinliler bu yanda Papalar, Bizanslılar tırmalar, kemirir, tekmeler, yakar… bu dar boğazda Türkmen bir yanıp tutuşur ki aklın almaz, çıra dediğin soyha halt etmiş. Türkmen’in beli kırılır ölüsünü seçemezsin… Saray Selçukluyu da yiyip bitirecek. Bunun için yıldızlardan medet umar oldum her hal… Bizim bir Oğuz Kağan destanımız vardır; Oğuz Kağan’ın çocuklarını doğuran iki kadının ikisi de yıldız ışıklarından süzülme olarak söylenir…” (Kapı, s.105 v.d) Engin bir tarih bilgisini, edebiyatının eşsiz yorumuyla süsleyen Sepetçioğlu, Bizans’ın yardımıyla kısa sürede Anadolu’ya geçirilen Piyer Lermit ile birlikte gelen öncü haçlı ordusunun Yalova samanlı dağdaki durduruluşu şöyle dile getirir: “… Fırtına o esnada koptu. Biri yolun geldikleri yönünden, öteki gidecekleri yönünden kopup gelen iki bölük atlı, sürüye dalan kurtlar misali Haçlılara girdi. Bir pamuk tarlasına alışkın olmayan atlar girmişti sanki; on, yirmi, otuz toynakta, on yirmi otuz pamuk kozası birden atıldı. Kılıçların nasıl inip kalktığını görmek mümkün değildi. Çimi iki defa harmanladılar, o sırada mahşer insanları ile böyle birbirine girmiş olamazdı. Fırtına başladığı gibi bitti…” (Kapı,s.279 v.d) “Benim Adım Yunus Emre” de Mustafa Necati Sepetçioğlu, Moğol istilasına uğrayan Anadolu Selçuklu Devleti’nde vergi üstüne vergi bindirilen halkın çektiği sıkıntıları, kuraklık; kuraklığın dahi halk nazarında Moğolların uğursuzluğundan kaynaklandığı yolundaki halk inanışlarına; Moğollara karşı direnişe geçen Anadolu beylerinin takibata uğramaları, onlara yardım edenlerin veya vergi borcunu ödeyemeyenlerin zindana atılmaları, evliya menkıbeleri vs. konulara yer vermektedir. Yunus Emre’yi de köylüleri haber salmış, acilen memleketine çağırmışlardır. Konya’da gurbetçilerden haber almak için bir hana uğrayan Yunus Emre hancının tutuklanışını çobandan öğrenince ona yardım edemeyişine çok üzülür; köylülerinden haber almak için hemşerisi Çedikçi Ahmed Usta’nın dükkânına gider. Orada da birçok dükkânın kapalı olduğunu görünce gönlü iyice daralır: “…Beni Allah’a ulaştıran gönlümün sözleri esirdi; beni Yaradan’ıma ulaştıran gönül yollarımda Moğol kolcuları kol geziyorken, bencileyin bir garip, ruh kötürümü olmanın yatalaklığında, demek ki sürünüyor. ..Çedikçi Ahmet Usta; “Böyle vakitlerde söyleyeceğin deyişle Türkmen’e direk olacaktır, Moğolların yağdırdığı ızdırabı giderecektir. Ayaklanmaları, uğursuzluğu Anadolu topraklarından def etmek için Moğol’a kaşı koymaları besleyen umudu söylemek olacaktır. Sen susarsan, senin gibiler de susar ise Türkmen’in ayaklanmasını kim güçlendirecek ki?...” (Benin Adım Yunus Emre, s.20 v.d)

Bu gün bizim bildiğimiz ve anlattığımız menkıbeleri de romanlarında kullanan Sepetçioğlu, olayı kahramanın ağzından mantıklı bir şekilde dile getirmektedir. Mesela Yunus Emre ve yol arkadaşlarının Tanrıdan sıra ile sofra istemelerini Yunus Emre’ye şöyle anlattırır; “…Allah’ım beni Yaradansın. Yarattığını bilensin. Ne duruma düştüğüm düşürüldüğüm de bilgin dışında değildir.” Dedim içimden; kısa kısa, açık ve net diledim: “Ben senden isteyemem. İnanmadığımdan değil, böyle bir yolu benimsemediğimden isteyemem. Bunlar senden istiyorlar. Kimin için dildiler, kimin adına gönderdi isen Sen, Onun adına yine Onun için gönder benim için değil… fakat şu iki dervişten de geri koma beni! Fazladan bu kadarını isterim. Amin dedim ve elimi yüzüme sürdüm… Heybemdekileri çıkartacaktım. Başka türlüsü olmazdı. Elim orada kalakaldı. İnanamadım. Vakitsiz akşamın alacasında elinde bir kör kandil fener, camı isli puslu olmalı, ışık ölü gözünden az kabacaydı çünkü, gözeden az önce su dolduran küçük kız çocuğu indi geldi sağımızdaki yamaçtan. Arkasında su dolu güğümleri alıp götüren ağabeyi, onun arkasında da ya babaları ya da büyük ağabeyleri idi… İki kişi daha geliyordu. Işığı taşıyan kızın elinde ayrıca bir çıkın vardı; ötekiler de bir şeyler getiriyorlardı. Öylece geldiler, bize yaklaştılar. Yaklaştıklarında tanıdık tanıyacaklarımızı; ellerindekinin neler olduğunu o vakit anladık. Güzel kokan aşlar idi; et idi, pilav idi, hoşaf idi…ve ayran ayrıca. Sofrayı elleriyle kurdular…” (Benim Adım Yunus Emre, s.134 vd) Sepetçioğlu, üçlemesiyle atalarına duyduğu minnet ve saygıyı dile getirmiş, gerçek bir Türk yazarının nasıl olması gerektiğini kendilerinden sonra gelecek nesillere göstermiştir. Türklük şuuruna İslamiyet ruhunu da katarak Türk kültür ve tarihini bir bütün olarak ele almıştır: “Bir Türk yazarı her şeyden önce vatanlaşmış bir toprağın üzerinde yaşadığını bilmek zorundadır.” Bu vatan bana vasiyet edilmiş topraklardır. Oğuz Kağan destanına bir bakın. Oğuz Kağan ‘denizleri ve suları bol olan yerlere gidin’ der.(Sürecek)

 

 

 
 
 
Etiketler: Tarihi, Roman, Serüveninde, Mustafa, Necati, Sepetçioğlu-6,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Alanyaspor
16
0
0
1
5
6
2
Fenerbahçe
14
0
0
2
4
6
3
Galatasaray
10
0
2
1
3
6
4
Yeni Malatyaspor
8
0
2
2
2
6
5
Antalyaspor
8
0
2
2
2
6
6
Kasımpaşa
8
0
2
2
2
6
7
Çaykur Rizespor
8
0
2
2
2
6
8
Fatih Karagümrük
8
0
2
2
2
6
9
Hatayspor
7
0
1
1
2
4
10
Sivasspor
7
0
2
1
2
5
11
Gaziantep FK
7
0
1
4
1
6
12
Beşiktaş
7
0
2
1
2
5
13
Başakşehir FK
7
0
3
1
2
6
14
BB Erzurumspor
7
0
2
1
2
5
15
Göztepe
7
0
1
4
1
6
16
Konyaspor
6
0
1
3
1
5
17
Kayserispor
6
0
3
0
2
5
18
Trabzonspor
5
0
3
2
1
6
19
Denizlispor
5
0
3
2
1
6
20
Gençlerbirliği
4
0
3
1
1
5
21
MKE Ankaragücü
1
0
3
1
0
4
YENİDOĞAN ECZANESİ


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv