Yazı Detayı
16 Kasım 2021 - Salı 11:55 Bu yazı 132 kez okundu
 
Atıf’ın Uçurtması
Mehmet Metin Eren
 
 

Siz şeytan uçurtması nedir, bilir misiniz? Çocukluğunuzda mutlaka yapmışsınızdır belki. Ben yine de hatırlatayım. Basit bir defter kâğıdını boylamasına ikiye katlayıp ortasında bir kat izi oluşturacak şekilde ikiye bölün. Kâğıdın iki ucundan tutarak oluşan bu ize doğru katladıktan sonra, iki dik üçgen oluştuğunu görürsünüz. Kâğıdı bir kez daha geriye doğru katlayın. Üçgenlerin iki ucunu, iki küçük üçgen oluşturacak şekilde katlarsanız uçurtmanın ana gövdesi hazırlanmış olur. Kâğıdın artan kısmından kuyruk yaparsınız. Oluşturduğunuz küçük üçgen kulakları ip geçirecek şekilde yırttığınız zaman, sıra annenizin dikiş makinesinin çekmecesinden bulacağınız bir makaradan koparacağınız ipi takmaya gelmiştir. Haydi şimdi çıkın sokağa. Uçurtmanın ipi elinizde, uçurtma arkanızda, koşturun koşturabildiğiniz kadar. Kim tutar sizi?

Çocukluğumun ilk uçurtmasıydı bu. Daha sonra göklerde süzülen çeşitli uçurtmalar gördüm. Çocuklar oturdukları yerde veya ayakta ellerindeki yumaktan uçurtmanın ipini gererek veya gevşeterek uçurtmayı yönlendirebiliyorlardı. Hele bir de kırmızı ve mavi iki renkten oluşan Atıf’ın bir uçurtması vardı ki akşam yemeklerinde babama anlata anlata bitiremiyordum.

Bir cumartesi günü babam bisikletin kenarından boylu boyunca uzatarak bağladığı uzun bir kamışla eve geldi. Herhalde, yarın balığa gidecekti, bunun için de bir olta yapma ihtiyacı duymuştu. Meğer bana sürpriz hazırlıyormuş. Pazar günü kahvaltı yaptıktan sonra oturma odamızın ortasına gazeteler yayıldı. Babam “Atıf’ın uçurtmasını o kadar anlattın ki, bu Pazar günü, birlikte uçurtma yapacağız, sen de bana yardım edeceksin.” dedi. Dünyalar benim olmuştu. Önceden kesip hazırladığı üç tane kamışı, ikisi çapraz, birisi düz olacak şekilde ortasından tutmamı istedi, bunların hepsini bir kınnapla bağladı. Uçurtmanın iskeleti oluşmuştu artık. Bu iskelet bir gazetenin üzerine yerleştirildi. Bir tas içine un ve su konularak hazırlanmış hamur yapıştırıcı olarak kullanılacaktı. Gazete kamışların etrafında katlandı, kat yerlerinin arasına hamur konularak yapıştırıldı. Hamurun kurumasını beklemek için uçurtmayı güneşe çıkardık. Bir an önce kurusa, diye sabırsızlıkla bekliyordum. Sık sık gidip, kuruyup kurumadığına bakıyordum. Nihayet kurumuştu. Daha önceden gazete parçalarının küçük küçük kesilmesiyle oluşan kuyruk takıldı. Önündeki ipler yumağa da bağlandıktan sonra uçurtma uçuşa hazırdı artık.

Dışarı çıktık. Babam uçurtmayı kamışların bağlantı yerinden tutmuş, “ilerle, ilerle” dedikçe ben de yumağı açıyordum. Hava güneşliydi ama uçurtmanın uçmasına yetecek kadar rüzgâr vardı. Top oynadığımız arsanın ortasına kadar ilerlemiştim. Uçurtmayı yukarı kaldırıp, “Dikkat et, salıyorum.” dedi. Sal, diye bağırdım. Uçurtma havalardaydı. O kadar güzel bir rüzgâr vardı ki, elimdeki ipi geriyor, ip gerildikçe ben de yumağı açıyordum. Artık benim de uçurtmam olmuştu, renkli değildi ama olsun. Bana bu bile yeterliydi ama Atıf’ın uçurtmasına imrenerek bakmaktan kendimi alamıyordum.

İmrenmekle kıskanmak, kafamda birbirine yakın olsa da farklı anlamlar çağrıştırıyor. Bu tür durumlarda genellikle sözlüğe balarım ama bu kez bakmayacağım. Bırakayım, kafamda çağrıştırdıkları anlamlarla kalsınlar. İmrenmek, bence, ne karşısındakine ne de kendisine zarar veren bir tür özenme halidir. Kıskançlık, kontrolden çıkarsa, hem karşısındakine hem de kendisine zarar veren bir duygudur.

Atıf benden bir-iki yaş büyüktü sanırım. Babası avukattı. İçine kapanık birisi olduğum için kolay arkadaş edinemem, ilk hamlenin karşı taraftan gelmesini beklerim. Gelmeyince de hep mesafeli olurum. Atıf’la ilişkimiz böyleydi işte: Mesafeli. Bazı çocuklar çok cana yakındır, hemen arkadaş oluverirler. Bana doğru bir adım attıkları için, ben de onlara iki adım atarım. Böylece samimiyet ilerler.

Atıf’ın sınıfının en başarılı öğrencilerinden biri olduğunu duyardım. Ali isimli bir arkadaşı olduğunu da bilirim. O da en az Atıf kadar başarılı bir öğrenciydi. Aralarında birbirlerine belli etmedikleri bir rekabet vardı. Yazılılar okunurken öğretmene kulak kesilirler, birbirlerinin hangi notu aldığını da öğrenmeye çalışırlardı. Bazen birisi bazen diğeri yüksek not alır, birbirlerini geçmek için çalışırlardı. İç dünyalarında gizli gizli yaşadıkları bu tatlı rekabete rağmen, yine de iyi arkadaşlardı. Teneffüslerde onları birlikte görürdüm hep. Zaman zaman birbirlerinin evlerine giderler, ders çalışırlardı. Yemek vakti gelince birlikte sofraya otururlardı. Ali’nin evindeyseler yer sofrası kurulur ortaya konulan yemekten birlikte yerler, Atıf’ın evindeyse masada ayrı tabaklardan yerlerdi. Atıf’ın babası Avukat Naci amcanın annesi ve babası halâ köyde yaşadıkları için, Atıf, her iki usulde yemek yeme geleneğine yabancı değildi. Hele dibi tutmuş bakır tenceredeki bulgur pilavını, Ali ve ailesiyle birlikte kaşıklamanın ayrı bir zevki vardı.

Oysa Ali için durum aynı değildi. Atıf’ların evinde yemek masasına otururken sürekli bir tedirginlik duyardı. Çatal yabancılaşır. bıçak kullanmak zoruna giderdi. Farklı kültürlerden gelmenin, buna ek olarak, yaşadığı yoksulluğun getirdiği eziklik allak bullak ediyordu ruhunu. Bu nedenle, belli etmemeye çalışsa da Atıf’ı kıskanmaktan kendisini alamıyordu. Atıf ise, ders başarısı konusunda aralarındaki tatlı rekabeti saymazsak, arkadaşına karşı son derece iyi niyetliydi. Çok güvenirdi ona.

O dönemler, Yıldırım sinemasının yazlık bölümü yapılmamıştı. Dolayısıyla, Atatürk İlkokulu’nun yanında uçurtma uçurmaya elverişli bir arsa olurdu. Atıf’la babası akşam serinliğinde, bu arsanın karşısındaki evlerinden dışarı çıkarlardı. Babası elinde benim uçurtmamın nerdeyse iki katı büyüklüğünde bir uçurtma tutardı. İskeleti kamıştan değildi, bu iş için tahta çıtalar kullanılmıştı. Gövdesi ise defter kitap kapladığımız kırmızı ve mavi kâğıtlardan yapılmıştı, yarısı mavi, yarısı da kırmızıydı sanırım. Kuyruğu da, aynı renklerde kesilmiş, şeritlerden oluşmuştu. Yere ve birbirine sürten şeritler uçurtma taşınırken öyle bir hışırdardı ki ürpermekten kendinizi alamazdınız.

Baba oğul birlikte meydana doğru yürürler, az önce benim uçurtmamı anlatırken söylediğim gibi uçurtmayı uçururlardı. Gökte kırmız mavi bir kuş süzülürdü sanki. Atıf yumağı çözdükçe çok daha yükseklere çıkar, küçülür küçülürdü. Hani salıncakta sallanırken “Daha yükseğe, daha yükseğe!” dedikçe içinizde tatlı bir heyecan oluşur ya, öyle bir duygu yaşardınız. Seyreden herkes zevkten dört köşe olurdu. Bir süre sonra, Atıf’ın babası ayrılır, biz çocukları kendi halimize bırakırdı.

Yine Atıf’la babasının birlikte uçurtma uçurduğu bir gündü. Pek sık olmasa da, yanlarında Ali de olurdu bazen. Her zamanki gibi, bütün çocuklar uçurtmanın göklerde süzülüşünü zevkle, heyecanla izliyorduk. Atıf’ın babası Naci amca da, her zaman olduğu gibi, uçurtmayı izledikten bir süre sonra ayrılmıştı. Bir ara Atıf kısa süreliğine eve gitmesi gerektiğini söyleyip, ip yumağını yanındaki Ali’ye emanet etti. Ali’nin yüzündeki gülümseme gözümden kaçmadı. Önce, bunun yumağın kendisine emanet edilmesinden duyduğu sevinçten kaynaklandığını sanmıştım. Meğer yanılmışım.

Herkesin gözleri yukarıda süzülen uçurtmadayken bir ara göz ucuyla baktım. Çevredekilerin uçurtmayı izlediğinden emin olunca kaşla göz arasında cebinden çakısını çıkardı, uçurtmanın ipini kesiverdi. Tam o sırada göz göze geldik. “Ne olursun kimseye söyleme.” der gibi yalvaran bir yüz ifadesiyle bana bakıyordu. Öyle bir bakışı vardı ki içim acıdı. Başımla “peki” anlamında onay verdim.

Bu ara uçurtmanın sallanmaya, yalpalamaya başladığını gördük. Kopan ip de yerden fırlamış, “s” ler çizerek uçurtmaya eşlik ediyordu. Sonra uçurtma çevredeki az sayıdaki binanın çatılarının ve ağaçların üzerinden geçerek kayboldu. O sırada evden çıkmakta olan Atıf durumu görmüş, sanki yetişecekmiş gibi ipi kesilen uçurtmanın peşinden koşmaya başlamıştı.

Nefes nefese geri döndükten sonra, şaşkın şaşkın bakınarak ne olduğunu anlamaya çalıştı. Gözleri dolmuştu, ağlamamak için zor tutuyordu kendisini. Soran gözlerle Ali’ye baktı. “İp koptu” demekle yetindi Ali. O kadar temiz kalpliydi ki Atıf, hemen inanıverirdi. Bense utancımdan yerin dibine geçmek üzereydim. Ama boş bulunduğum bir anda, Ali’ye söz vermiştim. Geri dönmek olmazdı.

Sır tutmayı erdemli bir davranış olarak biliriz. Fakat, öyle sırlar vardır ki vicdanımızı kanatan bir yara olarak kalır. Hep o yaranın sızısıyla yaşarız.

Not: Bu anı- öykü değerli dostum Ahmet Buhari'nin editörlüğünü yaptığı, içerisinde 20 yazardan 26 öykünün yer aldığı ""Türk İllerinde Çocukluk Günleri " adlı kitapta bir sosyal sorumluluk projesi kapsamında iki yıl önce yayımlanmıştır.

 

 

 

 
 
 
Etiketler: Atıf’ın, Uçurtması,
Yorumlar
Ulusal Gazeteler
Yazarlar
Alıntı Yazarlar
Anketler
Yeni haber sitemizi nasıl buldunuz ?
Sayfalar
Süper Lig
Takımlar
P
Av
M
B
G
O
1
Trabzonspor
39
31
0
3
12
15
2
Fenerbahçe
27
24
4
3
8
15
3
Konyaspor
27
23
2
6
7
15
4
Hatayspor
26
23
5
2
8
15
5
Başakşehir FK
25
23
6
1
8
15
6
Alanyaspor
24
20
5
3
7
15
7
Galatasaray
23
21
4
5
6
15
8
Fatih Karagümrük
22
22
5
4
6
15
9
Beşiktaş
21
22
6
3
6
15
10
Adana Demirspor
20
20
5
5
5
15
11
Sivasspor
19
21
4
7
4
15
12
Kayserispor
19
20
6
4
5
15
13
Giresunspor
19
15
6
4
5
15
14
Altay
18
20
7
3
5
15
15
Antalyaspor
18
18
7
3
5
15
16
Gaziantep FK
18
18
7
3
5
15
17
Göztepe
14
15
7
5
3
15
18
Yeni Malatyaspor
14
12
9
2
4
15
19
Kasımpaşa
11
14
8
5
2
15
20
Çaykur Rizespor
10
12
11
1
3
15
KUZEY ECZANESİ


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv