Telefon
WhatsApp
ZİNA ÇİRKİN BİR YOLDUR
300 X 250 Reklam Alanı

Aile kutsal bir birliktelik, insan ise şerefli bir varlıktır. İnsan diğer canlılar gibi başıboş değil, onun inançları, inancının kuralları ve kırmızı çizgileri vardır. Hayatı boyunca bu kurallara uyar, kırmızı çizgilerini muhafaza ederse şerefli ve mutlu olur.

      İnsanı diğer canlılardan  ayıran en önemli vasıf, aile hayatı ve nikah akdine dayalı cinsel yaşamıdır. Aleni ve özgür bir cinsel yaşam, insan fıtratına aykırıdır.

      Rabbini tanıyan insan Yaratan’ın koyduğu ölçülere, sınırlara ve yasaklara uymak zorundadır. İşte nikâh akdiyle iki insan, bu ölçülere ve sınırlara riayet edeceğine Allah adına söz verir. Nikâh akdinin amacı, nefsi disipline etmek ve nesli korumaktır.

      Zina, kısaca nikâhsız birlikteliktir. Zina, evlilikteki sadakati, güveni ve dürüstlüğü sarsan, iffeti yok eden, nihayet aileyi temelinden yıkan bir dinamittir. Zina, nikah akdini tanımamak, Allah adına verilen sözden caymaktır. Daha doğrusu zina Rabbini tanımamak, şehvetini ilah edinmektir. Zina, kalpeki imanı kovmak, haya perdesini yırtmaktır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur: “Zina eden mü’min olduğu halde zina etmez., içki içen mü’min olduğu halde içki içmez.” Bu hadisten anlıyoruz ki, gerçek mü’min zina etmez. Çünkü zina iman nurunu söndürür, kalbi karartır.

      Evet, cinsel ihtiyacını karşılarken, insanın, Allah’ın koyduğu ölçülere ve sınırlara riayet etmemesine, haram ve yasak yollarla yapılan yakınlaşmaya, kısaca nikâhsız birleşmeye zina diyoruz. Dinen yabancı kimselere şehvetle bakmak, dokunmak ve öpmek gibi hareketler de zinayı hazırlayan sebepler olduğundan zina kapsamında değerlendirilir ve haramdır.

      Zina, kadının eşya olarak görülmesi ve sömürülmesidir.Zina, insanı sevgisiz ve sevimsiz

 kılar. Zina fiilinde Allah’ın hukukuna tecavüz olduğu gibi, insanların haklarına da saldırı vardır. Zina, sadece iki kişiyi ilgilendirmez, topyekün toplumun helakine sebep olur. O yüzden dinimiz zinayı şiddetle yasaklamış, zina günahına ağır müeyyideler koymuş,  cezasını hem dünyada, hem de âhirette vermiştir.

     Bekâr iken zina yapanlara yüz deynek vurulmasını emreden dinimiz, evliyken ve dul iken zina yapanlara en ağır ceza olarak ‘recm cezası’ vermiş, topluma açık bir meydanda taşlanmasını öngörmüştür. Şartları oluşmadığı için İslam tarihi boyunca bu ceza çok nadir verilebilmiştir. Peygamberimiz zamanında  iki veya üç defa, yapanların ısrarla itiraf etmeleri sonucu bu cezanın uygulandığı rivayet edilmiştir. Peygamberimiz, topluma yayılmadan suçların örtülmesini ve Allah ile kul arasında kalmasını istemiş, görenlerin görmezlikten gelmesini tavsiye etmiş, ceza vermede aceleci olmamıştır.

     Bir örnek olarak Maiz isminde bir sahabi, Hazreti Peygambere gelmiş, pişmanlık içerisinde zina yaptığını itiraf etmiş, cezasının verilerek bu suçun ağırlığından kurtulmak istemştir. Peygamberimiz ilgilenmemiş, aldırmamış, adeta itirafından dönmesini beklemş, “Sen zina etmezsin” buyurarak geri çevirmiştir. Maiz dört defa aynı itirafla gelmiş, cezasını istemiştir. Peygamberimiz bir defa, “Kiminle zina ettin?” diye sormamıştır. Nihayet  zinada aranan dört şahit hükmüne uygun olarak, Maiz dördüncü kez gelip itiraf edince Hazreti Peygamber araştırmış, sarhoş ve akıl noksanlığı olmadığı anlaşılınca cezası verilmiştir. Maiz’in suçunu itiraf etmesini yadırgayıp aleyhinde konuşan bir kişiyi duyunca Peygamberimiz, “Maiz öyle bir tövbe etti ki, Medine’de yetmiş kişiye dağıtılsa yeterdi. Maiz hakkında öyle demeyin.” buyurmuştur.

     Dinimiz, şüpheyle ve iftirayla bir insan hayatına kastedilmesini önlemek için, zina yapanların ya kendilerinin itiraf etmesini, ya da dört sağlam şahidin bizzat görmesini şart koşmuştur. Ayrıca bu ağır ceza istismar edilmesin, temiz kadınlara leke sürülmesin diye, dört şahit bulamayan iftiracılara, seksen deynek vurulması öngörülmüştür.

     Bütün bu ağır cezalar ve müeyyideler, kutsal aile kurumunun sağlam kalmasını sağlamak, yapılacak tecavüz ve saldırıları önlemek ve caydırıcı olmak amacıyla konmuştur. Çünkü Rabbimiz, yarattığı insan denilen varlığın zaaflarını, terbiyesini, psikolojisini, cinsel aşırılıklarını, kötülüklerden uzaklaştırma ve caydırma yollarını en iyi bilendir, en iyi kanun koyandır, en adil hükmedendir. İnsanın sınırlı aklıyla ve subjektif duygularıyla yaptığı kanunlar her zaman eksik, insanı eğitmekten ve caydırıcılıktan uzaktır. Halbuki cezanın gayesi, zulmetmek değil, caydırmak ve terbiye etmek olmalıdır.

       Evli bir erkeğin veya evli bir kadının zina yapmasının Allah katında günah noktasında derece farkı yoktur, ikisi de büyük günahtır. Ancak evli bir kadının zinası, nikâh akdini sona erdirir; bundan sonra evlilik devam ederse kocasıyla zina yapmış olurlar, bundan sonraki çocuklar gayr-i meşru dünyaya gelir. Bunun sebebi; dinimizde kadının tek erkekle evli kalma hakkı vardır, aynı anda birden çok evlilik kadına yasaktır. Çünkü dinimizde nesillerin ve soyun korunması esastır, çocuğun kime ait olduğu bilinmesi gerekir. Erkeğin kaçamak yapması nikâhı yok etmezse de, aradaki manevi bağı zayıflatır. Karı-koca arasında güven sarsılır, soğukluk oluşur, beraberinde huzursuzluğu ve bereketsizliği getirir.

      İslamı’ın bütün emir ve yasaklarının gayesi, şu beş esası korumaktır:

      Dini muhafaza, malı muhafaza, aklı muhafaza, nefsi(canı) muhafaza ve nesli (soyu ve nesebi)  muhafaza etmek. Özellikle zinanın haram olmasının en önemli amacı, insan neslinin korunması, soy ağacının muhafaza edilmesi, babası belli olmayan çocukların dünyaya gelmemesidir.

      Babası ve annesi belli olmayan çocuklar arasında bilmeyerek yanlış evliliklerin olması, öz kardeşlerin bilmeyerek birbirini alması her zaman ihtimal dahilindedir. Örneğin babanın zina ettiği bir kadın, artık babanın oğluna ebediyen haramdır, bu kadınla, zina eden erkeğin oğlunun evlilik yapması caiz değildir. İşte bir toplumda zinanın yayılması bu tür yanlış evliliklere kapı açar, nesiller bozulur, soylar karışır. O toplum ilahi gazaba urar, helak olur.

      Günümüzde uygulanan ceza hukuklarının eksik ve caydırıcılıktan uzak olmasındandır ki, zina, fuhuş ve hırsızlık olayları her geçen gün artmaktadır. Günümüz hapishaneleri insanları suç makinası yapmakta; hapishanelerin bir kapısından girip öbür kapısından çıkan insanlar, yine suç işlemeye devam etmektedirler. Çünkü kanunlarda caydırıcılık ve suç-ceza orantısı yoktur.

      Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz şöyle buyurur: “Zinaya yaklaşmayın, zira o hayasızlıktır ve kötü bir yoldur.” (İsra,32) Ayette geçen “yaklaşmayın” ifadesi, “yapmayın” kelimesinden daha şumüllüdür ve şu mesajları içerir:

      “Zina denilen gayr-i meşru fiili yapmadığınız gibi, zinaya yol açan ve zinaya götüren sebepleri de işlemeyin. Şehvetle bakmak, el teması yapmak, çıplak olarak dışarıya çıkıp dikkatleri çekmek, ince, dar ve şeffaf giyinmek, yabancı bir kadınla veya bir erkekle kapalı mekânda yalnız kalmak, vs. zinaya götüren sebeplerdendir. Ayrıca devlet ve toplum olarak da zinaya yol açan sebepleri kaldırın, zinayı yasaklayıcı ve zorlaştırıcı tedbirler alın, şehevî duyguları kamçılayıcı gösterileri, filmleri izlemeyin, izlettirmeyin.”

      Demek ki zina ve fuhuş olaylarının artmasının gerisinde, insanların dînî inançlarının zayıflaması, eğitim eksikliği, toplumumuzun nemelazımcılığı ve ihmalleri, Devletimizin yanlış politikaları ve kanunlarımızdaki yetersizlik vardır.

      Evet, İslam hukuku, zina eden evlileri, şartlar tahakkuk ettiği takdirde recim(ölüm) cezasına çarptırmış, bekârlara yüz değnek vurulmasını emretmiştir. Bu ağır cezalar,  İslam’ın  evlilik müessesesinin kutsallığına, dokunulmazlığına ve mahremiyetine verdiği değeri gösterir. Yine bu cezalar, bir nevi caydırıcı olması için konmuş, ayrıca dört adil şahidin görmesi şartı getirilerek zinanın alenen işlenmesi  önlenmiş, insanların, özellikle kadınların namus, haysiyet ve onurları korunmuştur. Bu ağır şartlardan dolayı zina cezası İslam tarihinde çok az uygulanabilmiştir. Yine iffetli kadınlara zina suçu atanlara, dört şahit bulamazlarsa, seksen değnek vurulması emredilmiş, bu şekilde kadınların onuru korunmuş, zinanın açıktan yapılması ve bu konularda uluorta konuşulması önlenmiştir.

     Ayrıca İslam, zinaya götürmesi muhtemel olan bütün şüpheli yolları tıkamıştır. Bu sebeple kadınla erkeklerin karışık eğlenmelerini, yabancı bir erkekle bir kadının yalnız olarak baş başa kalmasını (halveti), kadının yanında bir yakını veya kocası bulunmadan yalnız başına üç günlük yolculuğa çıkmasını yasaklamıştır.

     Peygamberimiz(as.), “ Kocası gurbette olan (yabancı) kadının yanına girmeyin. Zira Şeytan, her birinizin içinde, vücudunuzda kanın  dolaştığı gibi dolaşır.” buyurmuştur(Tirmizi)  Başka bir hadiste de,”Bir  erkek, yanında mahremi bulunmayan yabancı kadınla yalnız kalmasın.”buyrulmaktadır.(Buhari)

     Yine yabancı bir kadına ısrarla bakmayı yasaklayan Peygamberimiz, hadis-i şeriflerinde, yabancı kadınlara ısrarla bakmanın “şeytanın oklarından zehirli bir ok” olduğunu belirtmiş, Hz. Ali’ye hitaben şöyle buyurmuştur: “Yâ Ali, ilk bakış senindir, günahı yoktur; ikinci kez (ısrarla) bakmak senin aleyhinedir, şeytandandır, (haramdır)”

     Peygamber Efendimiz (as.), kadınlardan biat alırken elini vermemiş, sözlü olarak  kabul etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Her kim yabancı bir kadının elini kendi eline dokundurursa (tutar veya toka yaparsa), kıyamet gününde eline bir ateş koymuştur.” Yine zinaya yol açan sebepler olarak kadınların dışarıda koku sürünmeleri, yollarda kırıtarak yürümeleri, süslü, dar, ince ve şeffaf elbiselerle dolaşmaları yasaklanmış, namazları camilerde kılmaları hoş görülmemiştir. “Kadınların namazlarının makbulü ve hayırlısı, evlerinin tenha bir köşesinde kıldıkları namazdır.”buyrulmuştur.(Taberani)

      Dinimiz, insan şerefine, insan sağlığına, aile düzenine ve cemiyet huzuruna zarar veren her türlü kötü alışkanlığı ve fiili yasaklamış, bu zararlarından ötürü zinayı en büyük günahlardan saymıştır. Dinimizin zinayı yasaklamasının öncelikli amacı; insan şerefinin, kutsal aile kurumunun ve nesebin(asaletin) korunmasıdır. İnsana şeref veren, insanı diğer canlılardan ayıran özellik, namus kavramıdır. Namus insan içindir, insan namusuyla vardır, namusuyla toplum içinde ve Allah katında şereflidir. Canlar namus için verilir, mallar namus için harcanır. Başkasının namusuna saygı duyanın namusuna saygı duyulur. Peygamberimiz,  “Kendin için istediğini kardeşin için istemedikçe inanmış olmazsın”, “Kapı çalanın kapısı çalınır” buyurur.

     Yine zina yapmak için izin isteyen bir kişiye Peygamberimiz, “Anana, kızına, kız kardeşine, halana ve teyzene yapılmasını ister misin?”  diye sormuş. “Hayır, istemem” deyince, “O zaman kimse istemez” buyurmuştur. Sonra  mübarek elini  o delikanlının göğsüne koyarak, “Allah’ım, bu gencin kalbinden kötü duyguları çıkar, kötülüklerden temizle” diye dua etmiş, artık o insan zinadan nefret etmeye başlamıştır.

      Evet, burada Peygamberimiz insanın mantığına hitap etmiş, ikna metodu kullanmıştır. Zira İslam’da bütün emir ve yasakların bir mantığı, bir hikmeti vardır. İslam’ın hoş görmediğini, akıl ve mantık da  hoş görmez..

      Büyüklerimiz, kadınla erkeği, ateşle baruta benzetmişlerdir. İki cinsin  birbirine ısrarla, şehvetle bakışması, yalnız kalması, el tutuşması, kötü duyguların depreşmesine sebep olur ve zinaya zemin hazırlar. Dinimiz bu açıdan tesettürü farz kılmış, evlenmeyi tavsiye etmiş, nikâha önem vermiştir.

        Zinanın insan yaşamına daha birçok zararları vardır. Çevremize şöyle bir bakalım; zina yapanların yüzleri nursuz, ruhları huzursuz, aileleri mutsuz, rızkları bereketsiz, ticaretleri hareketsiz, çocukları huysuz, nesilleri soysuzdur.

       Genellikle nesepsizler veya gayr-i meşru çocuklar sorunludur, cemiyetin yarasıdır, emniyet güçlerinin baş belasıdır. Sokakların uyuşturucu tacirleri, hırsızları, kapkaççıları genellikle bu çocuklardır. Eğitilebilirler, ancak eğitime geç cevap verirler. Dolayısıyla anneler veya anne adayları,zina gibi büyük bir günahı işlemeden önce, Allah korkusunu kalbinde duymalı, kendisinin, ailesinin ve çocuklarının şerefini düşünmeli, masum çocuklara bir ömür taşıyacağı “piç” damgasını vurdurmamalıdır. Gayr-i meşru doğan bir çocuğun günahı ve vebali yoktur. Sorun olan, cemiyetin dışlaması, anne-babasızlığın ezikliğini ve utancını bir ömür alnında taşımasıdır.

      Şuna da dikkat çekelim ki, günümüzde eğitim ve öğretim kurumlarımızdaki karma ve özgür eğitim, zina günahına zemin hazırlar niteliktedir. Eğitim politikamızda dini eğitimin kısıtlanması, ahlâkın sekülerleşmesi, gençlerin başıboş bırakılması, cep telefonlarının yayılması, karma eğitim gibi unsurlar zinayı körüklemekte, meşru evlilikleri geciktirmekte, aile kurumumuzu dinamitlemektedir.

      Aile kurumunu zina günahıyla yıkıp, çocukları sokakta bırakmaya, onlara “piç” damgasını layık görmeye hiçbir ana-babanın hakkı yoktur.

     “Bir kavimde zina ve faiz zahir olmuşsa (yayılmışsa), o kavim Allah’ın gazabını hak etmiştir.” (Hadis-i Şerif)

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!