TABAKLAR DOLU GÖNÜLLER AÇ..
Değerli takipciler; Eskiden, bundan 40–50 yıl önce köy evlerinde sofraya bakardın;bir tabak yemek olurdu…
Bir tencere bulgur, bir tas yoğurt, bir parça ekmek.
Ama o sofradan herkes doyardı.Çünkü o sofrada bereket vardı, paylaşma vardı, gönül vardı.
Komşu kapıyı çalar,
Bir tabak aşın var mı? derdi, Ev sahibi de Buyur der,Kendi tabağını ikiye bölerdi.Kimse Bana yeter mi? demezdi,
Hepimize yeter derdi.
Çünkü insan, tok olmayı midesinde değil, kalbinde arardı.
Şimdi bakıyorsun masalar dolu.Yemek çeşitleri saymakla bitmiyor.
Et var, tatlı var, meyve var, israf var. Ama insanlar doymuyor. Ne mide doymuş,ne gönül.Herkes bir şeylerden şikâyetçi,
Herkes huzursuz, herkes aç, Ama bu açlık yemek açlığı değil,
Bu merhamet açlığı,
Bu paylaşma açlığı,
Bu şükür açlığı.
Eskiden az vardı ama kanaat vardı.Şimdi çok var ama kanaat yok.Eskiden insanlar sofraya otururken
Bismillah derdi,
Kalkarken Elhamdülillah derdi. Şimdi sofraya telefonla oturuluyor, Şükür unutulmuş, bereket kaçmış.
Demek ki mesele tabak doluluğu değilmiş.
Demek ki mesele yemeğin çokluğu değilmiş.
Mesele paylaşmakmış.
Mesele halden anlamakmış.
Mesele komşun açken tok yatmamakmış.
Atalar boşuna dememiş:
Paylaşılan ekmek büyür.
Az olsun, helal olsun.
Bir lokma, bir hırka.
Bugün sofralarımız büyüdü, Ama gönüllerimiz küçüldü.
Tabaklar doldu, Ama kalpler boşaldı.
İşte doymamamızın sebebi bu.
Yoksa Allah rızkı kısmadı…
Biz bereketin yolunu kapattık.











0 Yorum