SAMİMİYETİN GÖLGESİNDE RAMAZAN
Aziz dostlar… Ramazan denince bizim çocukluğumuzda akla önce mahya gelirdi, sonra davul sesi, sonra da komşudan gelen bir tabak yemek, Ama hepsinden önce gönle düşen bir huzur olurdu.
Şimdi bakıyoruz; ışık var, süs var, program var, sahne var, kamera var, ama o eski huzurun kokusu pek yok gibi.
Kimse yanlış anlamasın; Ramazan etkinliklerine kimse karşı değil. Elbette olsun. İnsanlar bir araya gelsin, çocuklar sevinsin, meydanlar şenlensin. Ramazan zaten paylaşmanın, buluşmanın, kaynaşmanın ayıdır. Lakin mesele sadece kalabalık toplamak değil, gönül toplamak meselesidir.
Eskiden bir hayır yapılacağı zaman sağ el verir, sol el duymazdı.
Şimdi ise hayır yapılmadan önce kamera hazırlanıyor, ışık ayarlanıyor, paylaşım metni düşünülüyor. Yardım kolisi verilmeden önce fotoğraf çekiliyor. İftar sofraları kuruluyor ama sofradan çok sahne konuşuluyor.
İnsan ister istemez soruyor: Bu sofralar Allah rızası için mi kuruluyor, yoksa sosyal medya rızası için mi?
Anadolu insanı samimiyeti hemen anlar. Çünkü bu topraklarda gösteriş değil, niyet makbuldür. Köyde bir nine vardı; elinde ne varsa ikiye bölerdi ama kimseye söylemezdi.
Şimdi ise yapılan küçücük bir iyilik bile gün boyu ekranlarda dolaşıyor. O zaman insanın içi burkuluyor.
Ramazan ayı reklam ayı değildir. Ramazan, insanın kendisiyle hesaplaştığı aydır. Dilini tutmayı, gönlünü temizlemeyi, kul hakkından sakınmayı öğrendiği zamandır. Ama bugün bakıyoruz; etkinlik çok, afiş çok, paylaşım çok, Lakin kırılan kalpleri onarma gayreti aynı ölçüde görünmüyor.
İhlas dediğimiz şey sessizdir. Gürültüyü sevmez. Alkışı sevmez. İhlas, gece kimse görmezken yapılan duadır. Açın halini düşünmektir. Bir yetimin başını okşamaktır. Bir garibin kapısını çalmaktır. İhlas, sahnede değil, kalpte olur.
Bugün yapılan birçok etkinlik maalesef bir yarışa dönmüş gibi. Kim daha büyük organizasyon yaptı, kim daha çok kişi topladı, kim daha fazla paylaşım aldı, Oysa Ramazan yarış ayı değildir; arınma ayıdır. Gösterme değil, gizleme ayıdır. İnsanların değil, Rabb’in görmesini isteme ayıdır.
Anadolu’da bir söz vardır:
Gösteriş ateş gibidir; önce sahibini yakar.
İşte korkumuz da budur. Ramazan ruhu yavaş yavaş şekle dönüşürse, geriye sadece kalabalık kalır; bereket kalmaz.
Şunu açıkça söylemek gerekir: İnsanlar artık süsten çok samimiyet arıyor. Büyük sahnelerden çok içten bir selamı özlüyor. Uzun konuşmalardan çok halden anlayanı bekliyor. Çünkü milletin gönlü yoruldu; yapaylığa karnı tok artık.
Ramazan’ın gerçek güzelliği ne dev ekranlarda ne de süslü programlarda saklıdır. O güzellik; iftara beş dakika kala edilen duada, cami avlusunda paylaşılan hurmada, komşunun kapısını çalıp Bir ihtiyacın var mı? demektedir.
Eğer bu ayı gerçekten ihya etmek istiyorsak, önce niyetimizi düzeltmemiz gerekir. Etkinlik yapılacaksa yapılsın; ama içinde tevazu olsun. Fotoğraf olacaksa olsun; ama insan onuru zedelenmesin. Kalabalık kurulacaksa kurulsun; ama gönüller ihmal edilmesin.
Çünkü Ramazan gösterilmek için değil, yaşanmak içindir.
Velhasıl dostlar…
Ramazan’ın ışığı ampullerden değil, kalplerden yanarsa anlam kazanır. Samimiyet geri gelirse bereket de geri gelir. Yoksa geriye sadece paylaşılan görüntüler kalır; yaşanan Ramazan değil.
Rabbim bizlere şekli değil, ruhu yaşayabilenlerden olmayı nasip etsin.











0 Yorum