Telefon
WhatsApp
ÖYLE ANAYA BÖYLE KIZ!
300 X 250 Reklam Alanı

        Halam Şadiye Hanım’ın bir kızı vardı. Adı da Şehriban Tezcan. Bu kız, öyle dünyalar güzeli denilmese de çok güzel, boyu posu yerinde, aklı başında, iffeti ve namusu tartışılmaz, hanım hanımcık bir kızdı.

    Günlerden bir gün bu kızcağıza yine dünürcüler gelmişti. Damat adayının durumu ise ilk bakıldığında iticiydi. Şöyle ki; yaşı Şehriban’dan en az on yaş büyük. Haydi büyüklük olabilir diyelim, hiçbir mahareti olmayan gariban biri. Haydi onu da sineye çekelim, yüz felci geçirmiş olduğu için ağzının bir tarafı çalık halde. Üstelik gözünün biri de küçülmüş. Fakir bir ailenin oğlu.

    Ee şimdi bu adama kız mı verilir? Tip desen tip yok, iş desen iş yok, boy desen yok, mal desen yok. Herkes “Böyle bir adama elbette kız verilmez” der. Ama Sadiye halam, kızı Şehriban’ı bu gence verdi gitti, iyi mi? Sebebini sorduğumuzda ise çok enteresan bir gerekçe gösterdi:

-Ben kızımı, Mehmet’in boyuna posuna, parasına puluna göre değerlendirip de vermedim.

-Ya neye göre verdin?

-Siz bilmezsiniz. Bu devirde yakışıklı da çok. Paralı insan da. Mevki sahibi olan da çok, mal mülk sahibi olan da. Ama bu devirde içki içmeyen, kumar oynamayan, zina yapmayan, yalan söylemeyen, hırsızlık bilmeyen, kul hakkından korkan, sahtekâr olmayan insan bulmak o kadar zor, o kadar zor ki,. Allah böyle karakterde bir insanı benim karşıma çıkartmış. Ben bu fırsatı kaçırır mıyım?

    Donduk kaldık. Sonra düşündüm de halam ne kadar ileri görüşlü bir kadındı. Sahi kötü alışkanlığı olan bir insan ne kadar yakışıklı, ne kadar varlıklı olursa olsun ileride her türlü kötülüğü yapabilemez miydi? Sonunda mutlu olmadıktan sonra, malın mülkün, şanın şöhretin, güzelliğin ne önemi vardı ki?

    Derken efendim bu iki genç evlendiler. Şehriban, annesinin bu evlilik isteğine hiç karşı gelmedi. Herkes “Bu evlilik yürümez!” derken, onlar mutluluğun timsalini verdiler etrafa. Kocasını hakir görmek şöyle dursun, onun hizmetinde olmaktan zevk alan bir huya sahip bir kız çıktı. E, zaten öyle bir annenin böyle bir kızı olurdu elbet. Kocasının ise ahlâkı güzel. Karısına karşı çok merhametli, çok müşfik, çok kibar. Nankörlük edecek bir hareketi olmuyor. Öyle mutlu olmuşlardı ki anlatamam.

    Yüce Allah bu iki garibana zaman içerisinde nur topu gibi iki kız ve bir erkek evlat verdi. Bu kez aynı sevgi ve merhameti çocuklarına da verdiler. Onları büyütmek için her ikisi de saçlarını süpürge etti. O Mehmet damat gerçekten alnının teriyle çalışıp çabalıyor, çocuklarını kimseye muhtaç etmiyordu.

    Yıllar geçti aradan. Kızları evlendi. Oğulları Hüseyin de polis memuru oldu. Ama, acı kader hiç birimizin aklına gelmiyordu. Bir gün nasıl olduysa, bir katil meczubun saldırısına uğradı polis Hüseyin. Tuzak kurmuştu meczup. Bıçak darbesiyle Hüseyin’imizi şehit ederken, aynı zamanda bir mutlu ailenin de sonuna sebep olacağını düşünemiyordu.

    Çünkü oğullarının şehit haberiyle ana babanın yüreği kavrulmuştu. Onların ikisinin de yüreği birdi. Gerçi insan olarak ayrı bedenlerde idi ama, aynı duyguyla atıyordu o yürekler. Tıpkı tek bir yürek gibi.

    Bunun böyle olduğunu zaman gösterdi. Her ana baba evladına ağlardı. Ama evladın hasretiyle yanmak böyle mi olurdu meğer? Merhamet ve sevgi bu kadar mı eritip yok ederdi insanı. Şehriban da, Mehmet de yemeden içmeden kesilmişlerdi. Gece gündüz oğullarının ardından gözyaşı döküyorlardı. Ama Allah’a isyan etmeden. Sadece hasretin ateşiyle. Sadece gözlerine, yüreklerine söz dinletemedikleri için.

    Ve bu hasrete dayanamayıp çok kısa sürede ikisi birden hayata veda ettiler. Geride kalan evli iki kızı, anne ve babasının mezarlarını yan yana kazdılar. Yaşantılarını örnek alıyorlar.

Onları beş vakitte rahmetle anıyorlar, tabii kardeşleri Polis Hüseyin’i de unutmuyorlar.

       

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!