OKUMAK MI ANLAMAK MI?
Bugün toplum olarak büyük bir imtihanın içindeyiz.
Kur'an'ı okuyup da anlamayan bir toplum hâline geldik. Oysa Kur'an, yalnızca seslendirilmek için değil, hayatımızı inşa etmek için indirildi. Kur'an okumak elbette güzeldir, ama asıl maharet, onun ne dediğini, neyi öğrettiğini anlamakta saklıdır.
Sadece Arapçasını okuyarak, anlamadan, tefekkür etmeden Allah’ın muradını kavrayabilir miyiz? Hayatımıza yön verebilir miyiz? Maalesef bugün birçok Müslüman yıllarca namaz kılıyor, günde onlarca kez Fatiha Suresi okuyor ama sorsan, "Fatiha ne anlatıyor?" desen, cevap veremiyor. Düşünün, bir insan 70 sene boyunca günde kırk kere okuduğu bir surenin anlamından habersiz yaşayabiliyor. Bu nasıl bir çelişkidir?
Bizim üç büyük düşmanımız var: Cehalet, cimrilik ve tembellik. Cehalet yüzünden dinimizi ezber kalıplarına hapsettik. Cimrilik yüzünden bilgiyi paylaşmaktan, öğrenmekten kaçtık. Tembellik yüzünden Allah’ın kelamını anlamak için emek vermedik. Çocuklarımızı da bu gaflet zincirinin halkaları hâline getiriyoruz.
Bugün biz hocalar da tecvidli Kur'an-ı Kerim okutmayı büyük bir maharet sayıyor. Oysa tecvidli okumak marifet değildir; asıl maharet, Kur'an'ın içeriğini öğretmek, anlatmak ve kavratmaktır. Allah’ın mesajı sadece güzel sesle okunmak için değil, anlaşılmak ve yaşanmak için gönderilmiştir.
Vaazlarda sadece Arapça metinler okuyup geçiyoruz, halk da anlamadığı bir dilden teselli bulmaya çalışıyor.
Annelere babalara bakıyoruz, çocuklarına Kur'an'ın nasıl bir hayat rehberi olduğunu anlatmak şöyle dursun, namazı bile mekanik bir görev gibi öğretiyorlar. Halbuki herkes sorumlu. "Ben Müslümanım" diyen herkes, Allah’ın kitabını anlamakla, hayatına geçirmekle yükümlü.
Gelin günümüzden birkaç örnek verelim. İnsanlar artık saatlerce sosyal medyada vakit harcıyor, yeni dizilerin bölümlerini ezbere biliyor, ama Fatiha'nın “İhdinâ sırâta'l-mustakîm” (Bizi dosdoğru yola ilet) duasında ne istediğinin bile farkında değil. Maç skoru için saatlerini harcayanlar, bir ayetin tefsirini okumaya beş dakika ayırmıyor.
Öyleyse kendimize sormalıyız: Ne zaman anlayacağız ki Allah bizden sadece okumamızı değil, anlamamızı, hayatımıza tatbik etmemizi istiyor? Ne zaman idrak edeceğiz ki Kur'an, raflarda tozlanacak bir kitap değil, kalplerde ve hayatlarda yaşayacak bir nurdur?
Kurtuluş, ezber okumakta değil, tefekkürde saklıdır. Gerçek ibadet, Allah'ın ne dediğini anlamaya çalışarak olur. Yoksa ömür boyu Fatiha okusan da Fatiha'nın ne dediğini bilmediğin sürece, okuman kuru bir seslenişten ibaret kalır.
Bugün bir karar vermeliyiz: Kur'an'ı yalnızca okuyan mı olacağız, yoksa Kur'an'la hayat bulanlardan mı?











0 Yorum