Telefon
WhatsApp
MUTLULUĞUN REÇETESİNDE İLK İLAÇ BARIŞIK OLMAKTIR
300 X 250 Reklam Alanı

Doktor muayene edip hastalığın teşhisini koyduktan sonra maddeler halinde bir reçete düzenler. Teşhis ne kadar doğruysa, reçetedeki ilaçlar da o kadar doğru ve isabetlidir. Dolayısıyla teşhisin önemi büyüktür. Bu da doktorlar için tecrübe ve uzmanlık gerektirir.

    Uzun yıllardır dînî bir uzmanlık alanında çalışmam, çeşitli ailevî olaylara şahit olmam ve toplumu çok iyi gözlemlemem dolayısıyla tecrübelerim oluştu.

    Günümüzde mutsuz insanın hastalığının teşhisi belli: Başta manevi açlığın ve boşluğun sonucunda oluşan yalnızlık, ümitsizlik, başıboşluk, güvensizlik ve çaresizlik. Öbür yandan tüketime yönelten, doyumsuzluğa iten albenili malların çokluğu ve reklamların cezbedici görüntüsü, günümüz insanını strese sokmakta, bunalıma itmekte, mutsuzluğun derin çukuruna atmakta, hatta intihara kadar götürmektedir.

    Hülâsa insanımızın çoğu mutsuzdur, umutsuzdur, sorunları var, yanıtsızdır. Bu açıdan faydalı olur ümidiyle, özellikle evlilik adaylarına ve evli çiftlere bir mutluluk reçetesi sunmak istiyorum.Evet, reçetemiz; bir tek kelimeyle, “barışık olmak”: Kendisiyle barışık olmak, çevresiyle barışık olmak, Allah ile barışık olmak. Evet, barışık olmak; salih olmak, çevresiyle sulh halinde olmak, küsmemek, sevmek, geçimli olmak, iyilik yapmak, kabullenmek, değer vermek, saygı duymak, iyimser ve ümit var olmak, rıza göstermek anlamlarına gelir.

     Mutluluğun birinci şartı, insanın kendisiyle barışık olmasıdır. Filozof İbni Sina’nın dediği gibi, “mutluluk ruhu temizlemektir”. İnsan, halinden, yaratılışından, fiziğinden, suretinden, sağlık durumundan, cinsiyetinden, her türlü beşeri özelliklerinden memnunsa mutludur.Yine insan Rabbinin verdiğine şükrederse, kendisini olduğu gibi kabul ederse, iyimser olursa, özetle kendini severse, kendine değer verirse, her türlü kötü alışkanlıktan sağlığını esirgerse, daha aşağılara, daha kötülere bakıp haline şükrederse yaşamanın tadını alır. Çünkü insan olarak yaratılmak bile Rabbimize şükrü gerektirir. İnsanın kendisiyle barışık olması aslında kendisini sevmesidir. Bu, kibre götürmeyen bir sevmedir. Kendini seven, kendisine güven duyar. Hayatın çetrefilli ve değişen halleri karşısında yıkılmaz, ayakta durmasını ve mutlu yaşamasını bilir. Ümidini yitiren her şeyini yitirmiştir. Hayata bağlayan yegâne güç ümittir. Ümitsizlik bir nevi imansızlıktır. Çünkü Rabbimiz buyurur: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz.”

     Mutluluk reçetemizin ikinci maddesi, insanın çevresiyle barışık olmasıdır. Çevre, önce aile ortamı, sonra komşular ve akrabalardır. Evet, insan sosyal bir varlıktır. Toplu yaşar, toplu yaşamaya, konuşmaya, dertleşmeye, arkadaşlığa, dostluğa, istişareye, teselliye, tavsiyeye, nasihate ve komşuluk ilişkilerine her zaman ihtiyaç duyar. Yalnızlık Allah’a mahsustur. Hayatın en tatlı anları dostlarla, aileyle, çocuklarla ve arkadaşlarla birlikte olunan zamanlardır. Okul, mahalle, askerlik, hapsane, hastane ve hac arkadaşlıkları unutulmaz, unutulmamalıdır.Çünkü onlarla paylaştığımız unutulmayan anılarımız, bizleri hayata bağlar, mutluluk verir. Dostlarla anıları paylaşmak, aile ortamında sıcak sohbetlerde bulunmak, çocuklarla şakalaşıp kucaklaşmak, insan hayatının vazgeçilmez güzellikleridir. Dolayısıyla insan yalnızlığın acısını bilmeli, toplum içindeki konumunu gözden geçirmeli, aranan ve sevilen insan olmalıdır. Kendisinden kaçılan, bulunduğu ortamlarda rahatsızlık duyulan, kendisinden uzaklaşılan, selam verilmeyen, selamı alınmayan insan, yalnızdır, mutsuzdur. Bunun için sert micazımız varsa yumuşamalı, yüzümüzde hep gülücük olmalı, dilimiz tatlı, gönlümüz sevgi ile dolmalıdır. Yunus Emre’nin dediği gibi “Gelin tanış olalım, işi kolay kılalım, sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz.” Çevre ile barışık olmanın sırrı, Mevlâna’nın şu sözünde gizli: “Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.”

     Nihayet mutluluğun en önemli ilacı, Allah ile barışık olmaktır. Daha doğrusu, “ Allah’tan razı olmak ve O’nu razı etmektir.” Seven, sevdiğinden gelene razı olur, sevdiğini gücendirmez, sevdiğinin yolunda gider ve Mevlâna gibi sevdiğine kavuşmak ister. Biz de Rabbimizi sevdiğimizi iddia ediyorsak, O’nun kitabını okumalı, O’nun Peygamberinin sünnetini yaşamalı, ve O’nun meleklerinden utanmalıyız. İnsan, sevdiğinden gelen bir mektubu nasıl ki tekrar tekrar okuyorsa, Rabbimizin biz kullarına mektubu olan Kur’an’ını tekrar tekrar okumalıyız ki, sevdiğimizin ispatı olsun. Sokağa bırakılan bir köpek bile sığınacak kapı arar, bir sahip bulunca kendisini güvende hisseder. Başıboş ve sahipsiz olduğunu düşünen  insan da güvensizdir, mutsuzdur, bir sahip arayışındadır, işte o sahip Allah’tır. Bedenin gıdası ekmek, su, hava ise; ruhun gıdası da Allah sevgisidir. Allah sevgisinden gıdasını almayan, Allah’a ibadetten ve O’nun zikrinden nasipdar olmayan ruh, mutsuzdur ve huzursuzdur. Günümüzdeki bunalımlı ve depresyonlu insanların çoğuna baktığımızda ibadetsiz, itaatsız ve maneviyatsız insanlar olduklarını görürüz.

    O halde mutluluğu pazarda, markette, yolda, sokakta aramak yerine, kendimizle, çevremizle ve Allah ile barışık olmakta arayalım. Mutluluk, içimizde, evimizde, insanlara yaptığımız iyiliklerde ve seccademizin üzerindedir.

                       OLURSA

         Yokuşlar düz olur, zorluklar kolay,

         Dürüstlük, doğruluk, erlik olursa.

         Hasırlar kuş tüyü, samanlık saray,

         İki gönül sevip birlik olursa.

 

        Babalar zengimiş, var mıdır fayda,

        Mutluluk ne malda, ne de sarayda,

        Mutluluk bulursun bir acı çayda,

        Bir evde huzur ve dirlik olursa.  

 

        İçinde mutluluk, uzakta değil,

        Önce Rabbin için secdeye eğil.

        Sabret, rıza göster, hoşgör, sev, sevil,

        Mutlu olmak için mutletmeyi bil!

        Huzur, güven kalmaz şerlik olunca.  

                                                                                    

                  RECEP ÖĞÜTÇÜ

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!