KURBAN, “İBADET” Mİ, “ET” Mİ?
Kurban… Bir bıçaktan ibaret değildir. Bir sofranın eti, bir bayramın telaşı, bir geleneğin tekrarından da ibaret değildir.
Kurban, insanın Rabbiyle yaptığı kadim ahdin yeniden hatırlanmasıdır. Çünkü mesele sadece “ne kestiğin” değil, “neye teslim olduğundur.”
Bugün kurban konuşulurken çoğu zaman şu soru havada dolaşıyor:
“Kurban ibadet mi, yoksa sadece et dağıtımı mı?”
Bu soru yeni değildir. Her çağda ibadetlerin ruhu unutulduğunda geriye sadece şekiller kalmıştır. Namaz hareketlere, oruç açlığa, zekât muhasebeye dönüşebilir. Kurban da yalnızca kasaplık bir işe indirgenebilir. Oysa Kur’an’ın dili son derece nettir:
“Onların ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. Allah’a ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır.”
(Hac, 22/37)
Ayetin merkezinde et yoktur; kalp vardır. Kan yoktur; niyet vardır. Allah Teâlâ insanın elindeki bıçağa değil, gönlündeki sadakate bakmaktadır.
Hz. İbrahim kıssası da bunu anlatır.
Çünkü orada asıl kurban edilen şey bir koçtan önce “benliktir.” İnsan için en kıymetli olana bile “Allah emretti” diyebilme iradesidir. Hz. İsmail’in teslimiyetiyle Hz. İbrahim’in sadakati birleşince ortaya sadece bir aile hikâyesi değil, insanlık için bir kulluk manifestosu çıkmıştır.
Kur’an bunu şöyle anlatır:
“Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
(Saffât, 37/102)
Ne büyük bir cümle…
Bugünün insanı en küçük fedakârlıkta bile huzursuz olurken, bir baba ile oğul Allah’ın emri karşısında teslimiyet yarışına giriyor. Çünkü onlar biliyordu: İbadet, insanın hoşuna gideni değil, Allah’ın razı olduğunu tercih edebilmesidir.
Resûlullah (s.a.v)’ de kurban ibadetine büyük önem vermiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurur:
“Âdemoğlu Kurban Bayramı günü Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir amel işlememiştir.”
(Tirmizî, Edâhî, 1)
Bu hadis bize kurbanın sadece sosyal yardımlaşma olmadığını gösterir. Elbette et dağıtmak, fakiri gözetmek, sofraları bereketlendirmek çok kıymetlidir. Zaten İslam’ın ruhu paylaşmayı sever. Fakat kurbanı yalnızca “protein dağıtım organizasyonu” gibi görmek, ibadetin metafizik boyutunu budamak olur.
Modern çağın en büyük problemi tam da burada başlıyor. İnsan artık her şeyi fayda hesabıyla ölçüyor.
“Kaç kilo et çıktı?”
“Kaç kişiye dağıtıldı?”
“Ekonomiye katkısı ne?”
Oysa bazı şeyler sadece fayda için değil, kulluk için yapılır. Bir insanın gece kalkıp iki rekât namaz kılması ekonomik bir veri üretmez. Gözyaşı istatistiğe dönüşmez. Secde piyasada işlem görmez. Ama kul ile Allah arasında büyük bir hakikate dönüşür.
Kurban da böyledir.
Evet, et dağıtılır. Fakir gözetilir. Sofralar kurulur. Ama bütün bunların merkezinde “Allah için vazgeçebilme ahlakı” vardır. Zaten insanın olgunluğu, sahip olduklarını ne kadar biriktirdiğiyle değil; gerektiğinde neyi Allah için bırakabildiğiyle ölçülür.
Bugün belki de en çok kurban edilmesi gereken şey; kibirdir, gösteriştir, israftır, bencilliktir.
Çünkü nice insanlar vardır ki hayvan keser ama nefsini kesemez.
Ve nice insanlar vardır ki kurbanın etini dağıtır ama merhameti paylaşamaz.
Kurban Bayramı bize şunu yeniden öğretmelidir:
Allah bizden kana bulanmış eller değil, secdeye yatmış kalpler istemektedir.
Et birkaç günde tükenir.
Fakat samimiyetin bereketi insanın ömrüne yayılır.












0 Yorum