Telefon
WhatsApp
İSRAF NEDİR, NE DEĞİLDİR?
300 X 250 Reklam Alanı

                                     

    Savurganlık olarak bildiğimiz, iktisat ve tutumluluğun zıddı olan israf, aslında Allah’ın verdiği bir nimeti, amacına uygun olarak, yerli yerinde kullanmamak, aşırı gitmek, sınırı aşmak, nimetin sahibini unutmak, nimetlerin bize verilmiş birer emanet olduğunu bilmemektir. İsraf, kısaca emanete ihanet etmektir.

    Allah’ın bizlere lütfettiği her türlü maddi ve manevi varlığa nimet diyoruz. Birçok ayette “Allah’ın verdiği nimetleri saymaya kalksanız sayamazsınız” buyrulur. Hayatımızı ve dünyamızı sayısız nimetlerle donatan Rabbimiz, bu nimetleri veriliş gayesine uygun olarak, şeriat dairesinde kullanmamızı ister, karşılığında sadece bir teşekkür bekler. Üstelik “Nimetlerime şükrederseniz artırırım” buyurur Rabbimiz.

    Evet, malımız, sağlığımız, her bir organımız, zamanımız, gençliğimiz, ömrümüz, bize hizmet için yaratılan her türlü canlı ve cansız varlık vs. hepsi birer nimettir. Bu nimetlerin asıl sahibini unutup “bana ait, ben kazandım, dilediğim gibi kullanırım ve harcarım” demek, israftır ve inkârdır. Çünkü mülkün gerçek sahibi Allah’tır. Biz sadece Allah’ın mülkünde bir emanetçiyiz. Dolayısıyla malımızı, sağlığımızı, gençliğimizi, zamanımızı, ömrümüzü, ilmimizi ve bilgimizi O’nun gösterdiği yolda kullanmak zorundayız. Aksi halde Rabbimiz bu nimetleri bizden alır, bir başkasına verir. Çünkü “O, mülkü dilediğine veren, dilediğinden alan, dilediğini yücelten, dilediğini alçaltandır.”

    Allah yolunda ve Allah için kullanılan hiçbir şey israf değildir. Örneğin Allah için yapılan bir cami ve onun her türlü mefruşatı, tezyinatı israf sayılmaz. Nitekim İslam’ı en güzel yaşayan ve temsil eden atalarımız Selçuklular ve Osmanlılar, hiçbir masraftan kaçınmayarak, yüzlerce senedir ayakta kalan sanat şaheseri camiler yapmışlar, bu camileri en güzel çinilerle süslemişler, bunu israf saymamışlardır.

     Yine misafire ikram ederken, oruçluya iftar açtırırken zengin sofralar kurmak, aşırıya kaçmak israf değildir. Zira Peygamber Efendimiz (sav.), bir hadisinde “Her nimetin hesabının sorulacağını, ancak misafire ikram edilenle, oruçluya verilen iftardan hesap sorulmayacağını” ifade etmiştir.

    Bir yemeğin artığı çöpe dökülürse israftır, ama komşuya verilirse sadaka olur. Peygamberimiz (sav.) “Ya Âişe, çorbanın suyunu biraz fazla koy da, komşuya da ilet “ buyurur. Başka bir hadis-i şerifte de, “Az sadaka çok belayı savar” buyrulur. İsra suresinin 26. ve 27 inci ayetlerinde şöyle buyrulur: “Bir de akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver.Gereksiz yere de saçıp savurma. Zira böylesine saçıp savuranlar şeytanların dostlarıdır. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” Başka bir ayette de, “Ey Âdem oğulları, her mescide girişinizde ziynetli elbiselerinizi giyin. Ayrıca yiyin, için, fakat israf etmeyin! Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” buyrulur.(Araf,31) Bu ayetten anlıyoruz ki, güzel giymek, güzel yemek israf değildir. İsraf olan, giyinirken kibirlenmek, yerken tıka basa yemek, sağlığa zarar vermektir

    İnsan, yaşamak için, yaşayacak kadar yemeli, yemek için yaşamamalı, zevk için yememelidir “Atın ölümü arpadan olsun” deyip tıka basa yiyen, içen oburlar, ya kalp krizinden ölüp gitmiş, ya da mide-barsak kanseri, siroz, diyabet gibi zor hastalıklara müptela olmuşlardır. Müslüman, her işinde ölçülü olmalı, orta yolu tutmalıdır. Yemede, içmede, giymede, binmede ölçüyü kaçıranlar, hep el açar hale gelmişlerdir. Büyüklerimiz, “İşten artmaz, dişten artar. İpekli libaslar (süslü elbiseler), mutfağın ateşini söndürür.” demişlerdir.

    Evet, aile küçük bir işletmedir. Kendine mahsus gelir ve gideri vardır. Gider ve gelir dengesi bozulursa, dışarıdan gelen içeride çarçur edilirse, o yuva maddî ve manevî bunalıma girer. Ailede genelde kazanan erkek, kullanan kadındır. Kadının fıtratında var olan ziynet ve süslenme tutkusu, günümüzde Medyanın ve reklamların da etkisiyle hastalık halini almaktadır. Gelir-gider dengesi bozulan evler, erkeğin de dengesini bozmakta, evlerde huzursuzluk baş göstermektedir. Tasarruf büyük oranda kadının elindedir. Kadın isterse, ev eşyalarınıjn ve giyilen elbiselerin ömrünü uzatabilir, eski eşyaları bir şekilde değerlendirebilir. Kötü kullanım ve moda hevesi yüzünden çok az kullanılmış eşyalar çöpe atılırsa, elbette o masrafa denizin suyu olsa yetişmeyecektir.

 

Burada bir hikâye anlatmadan geçemeyeceğim.

    Tasarruf konusunda duyarlı ve ileri görüşlü bir erkek, bir dostundan kendisini evlendirmesini, bir hanım bulmasını rica eder. Dostu, bir hanım bulur ve arkadaşını evlendirir. Erkek, hanımına çarşıdan bir kahve paketi getirir ve hanımının tutumunu izlemeye başlar. Hanım, kahve paketini bir kavanoza boşaltır, paketin ipini ve kâğıt kutusunu çöpe atar. Ertesi gün erkek, sebebini belirtmeden bir günlük hanımı boşar ve baba evine gönderir. Adam yine dostundan bir hanım daha bulmasını ister. Arkadaşı anlaşamamış olabilir diyerek bir hanım daha bulur. Erkek, aynı şekilde ikinci hanıma da çarşıdan bir kahve paketi getirir ve izlemeye koyulur. İkinci hanım da kahveyi boşaltıp kutuyu ve ipi dışarı atar. Onu da boşayan erkek üçüncü bir hanım arar. Dostu bu durumdan sıkılır, artık evlendiremeyeceğini söyler. Tecrübeli bir kadın, o erkeğin hanımlarını niçin boşadığını anlar ve o erkekle evlenmeye talip olur. Erkek kabul eder ve üçüncü kadınla evlenir. Aynı şekilde çarşıdan kahve paketini getiren erkek, üçüncü hanımın tutumuna bakar. Bu ferasetli, anlayışlı ve tutumlu kadın, kahveyi bir kavanoza boşaltır, kâğıdını dürer dolaba yerleştirir, ipini de çiviye asar. Kocası, niçin böyle yaptığını sorar. Kadın cevap verir: Beyim, der, paketin kâğıdını dolaba koydum, yarın bir paket yapmak icap eder, o kâğıt lazım olur. İpi de çiviye taktım ki, ip bulunmayabilir, bir yerde işimizi görür. İpin çivide, kutunun dolapta durmasının bir zararı yok. “Kuruya kurt düşmez. Sakla sarı samanı, gelir bir gün zamanı” demiş atalarımız

    Hanımın bu sözlerini dikkatle dinleyen erkeğin yüzünde bir sevinç belirir ve şöyle der:

    “İşte şimdi evimin kadınını buldum. Beni ancak bu kadın ayakta tutabilir, bana huzur verebilir.”

     Evet, basit gördüklerimiz, büyük şeylere gebedir. İnsanların bazı gizli huyları, böyle küçük ayrıntılarda gizlidir. Basit şeyler bazen büyük kayıplara sebep olur. “Bir çivi bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir kumandanı, bir kumandan bir orduyu ve bir ülkeyi düşürür.”

    Bugün ev hanımlarımızın birçoğunun yemek artıklarını çöpe döktüklerini, Allah’ın o güzel gıda nimetini israf ettiklerini görürüz. Maalesef kadınlarımızın bir kısmının eli aza varmıyor. Yiyecek kişiyle orantılı yemek pişirmiyorlar, birçok yemekleri ve ekmekleri çöpe atıyorlar. O nimetlerin ayak altına dökülmesi, foseptik çukurlarına yıkanarak atılması bir günah; bir canlı varlığın kursağına gitmemesi bir ayrı günahtır. Birçok Afrika ülkelerinde, birçok Anadolu köylerimizde ve şehirlerin varoşlarında, kuru ekmek bulup yiyemeyen insanlar varken, o pahalı yemekleri, o güzelim nimetleri, o faydalı gıdaları çöpe dökmek, israf değil de nedir? Bu tür sorumsuz davranışlar, nimete saygısızlıklar Rabbimizin gayretine ve gazabına sebep olmaz mı? Nitekim birçok ailelerdeki bereketsizlikler, aksilikler, mutsuzluklar bu israftan, nimetlere saygısızlıktan, şükürsüzlükten ve nankörlükten ileri gelir.       

      Allah’ın verdiği gözü haramda kullanırsak israftır, Kur’an’da kullanırsak ibadettir. Yine Allah’ın verdiği eli-ayağı, cami, cihad ve rızk kazanma yolunda kullanırsak ibadettir, şeytânî yollarda kullanırsak israftır, günahtır.

     Kıyamet günü insana öncelikle şu sualler sorulacaktır:

     Malını nereden kazandın, nereye harcadın?

     Sağlığını, gençliğini, bedenini nasıl değerlendirdin, nerede harcadın?

     İlmini, bilgini hangi yolda kullandın?

     Ömrünü, hayatını nasıl geçirdin?

     Aslında son soru hepsinin özetidir. Aldığımız her nefesin, yediğimiz her lokmanın, giydiğimiz her hırkanın, kazandığımız ve harcadığımız her kuruşun hesabı vardır. Tekasür suresinin son ayetinde, “O gün muhakkak her nimetten sorulacaksınız” buyrularak, bu çetin hesaba işaret edilmiştir.

     Evet israf, sadece malda, mülkte, parada değildir. Zaman israfı, sağlık israfı, ilim israfı, enerji israfı, su israfı, orman israfı, arazi israfı, gıda israfı, ilk akla gelen israf türleridir.

 

     Özellikle büyük şehirlerde gıda ve ekmek israfı hat safhaya ulaşmıştır. Yurtlar, pansiyonlar, oteller gibi toplu yaşanan mekânlarda, tonlarca yemek ve ekmek çöpe atılmaktadır. Dolayısıyla birilerinin rızkı birileri tarafından gasbedilmektedir. Binbir emekle sofralara kadar gelen o güzelim nimetler heder olurken, dünyanın değişik yerlerinde milyonlarca insan  kıtlık ve yokluk çekmektedir. İlâhi adâlet, elbette bunun hesabını soracak, her hak sahibine hakkını verecektir.

      Sağlık ve zaman israfı ayrı bir hastalığımızdır. Bir taraftan sigara ve içki gibi kötü alışkanlıklarla sağlığımızı yok ediyoruz, bir taraftan aldığımız, çok zaman kullanmadığımız poşet poşet dolaplar dolusu ilaçlarla devleti zarara sokup yetimlerin hakkını gasbediyoruz. Rabbimizin verdiği, ancak ne kadar olduğunu bilemediğimiz şu kısacık ömrümüzü, malayanilerle, boş lakırtılarla, kumar masalarında, eğlence mekânlarında, televizyon ve bilgisayar karşısında cömertçe harcıyoruz. Halbuki parayla satın alınamayan ve geriye getirilemeyen iki nimet, sağlık ve zamandır. Günümüzde kolay kazanma ve erken emeklilik gibi sebeplerle çok boş zamanımız vardır. Ancak biz bu boş zamanlarımızı, ibadet ve zikirle, Kur’an ve ilimle değerlendirmek yerine israfı, tembelliği, uykuyu ve eğlenceyi seçiyoruz.

      Ömür üç günlüktür: Dün, bugün ve yarın. Dün geçmiştir, ele geçmez, pişmanlık para etmez. Yarına çıkacağımız belli değil. Bir tek sermayemiz bugündür, yaşadığımız andır. İşte yaşadığımız anı, dünya insanının mutluluğu ve âhiret sermayemiz için değerlendirebilirsek ne mutlu bize.

      Peygamber Efendimiz(a.s), “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım” buyurarak, bilgi israfına dikkat çekmiştir. Dünyamıza ve ahiretimize faydası olmayan, hatta zararı olan nice bilgiler ve kitaplar vardır. Bunlar bizi ve çocuklarımızı yoldan çıkarır, dinden uzaklaştırır.Bunlar zaman kaybettirdiği gibi iman da kaybettirir. Onun için rehber önemlidir, öğretmen önemlidir, milli eğitim önemlidir, sağlam kitap, sağlam din bilgisi önemlidir.

     Evlerimizde en çok dikkat etmediğimiz israflardan biri de, enerji ve su israfıdır. Dünyada hiçbir nimet sınırsız değildir. Bugün devletler arasında kıskançlığın ve savaş sebeplerinin başında su ve enerji gelir. Bu nimetleri kaçak ve yasak yollarla kullananlar, haram işledikleri ve kul haklarına tecavüz ettikleri gibi, bunları parasıyla da olsa israf edenler de Allah katında sorumludurlar.

      Özellikle düğün merasimlerinde israfa varan harcamalar dikkat çekmektedir. Bu şatafatlı düğün merasimleri, fakir-zengin arasında uçrumlara ve kopmalara yol açmakta, haset duygularının toplumda yeşermesine zemin hazırlamakta, bir zenginlik  ve israf yarışını da beraberinde getirmektedir. Kadın, içki gibi, dinimizin yasakladığı ve haram kıldığı eğlenceler de, bu merasimlere damgasını vurunca, kurulmak istenen aile yuvası daha baştan sakatlanmaktadır. Halbuki evlilikte amaç mutluluktur, hayırlı nesillerin dünyaya gelmesidir, dünya ve ahiret saadetidir, nefsani duyguların helal yoldan tatminidir, nikâhlı birlikteliklerin sonucunda zina ve fuhuş olaylarının önlenmesidir. İşte israf ve haramla temeli atılan ve besmelesiz kurulan yuvalardan böyle temiz maksatların, böyle hayırlı sonuçların çıkması mümkün değildir.

     Velime dediğimiz düğün yemeği sünnettir. Düğün yemeğine özellikle fakirlerin de çağrılıp dualarının alınması, Müslümanların hediyeleşerek sevindirilmesi, karşılıklı gönüllerin hoş kılınması, kurulacak yuvanın hayırlı ve mes’ut olmasına vesile olacaktır                       

     Dinin ölçüleri içerisinde güzel giymek, güzel arabaya binmek, güzel evlerde oturmak mubah kabul edilmiş, israf sayılmamıştır. “Bizler güzel elbise, güzel ayakkabı giymeyi severiz, bu kibirden sayılır mı?” diye soran bir sahabiye, Peygamberimiz(as.), “Allah güzeldir, güzeli sever, kibir, diğer insanları hakir görmektir” buyurmuştur. Hatta hadis-i kutside, bu nimetlerin kullanılması teşvik edilerek, “Nimetlerimi kulumun üzerinde görmeyi severim” buyrulmuştur

      Dinimiz, Müslüman’ın ne aşırı gidip saçıp savurmasını, ne de cimri ve sıkı olmasını ister. Bir ayette şöyle buyrulur: “Eli sıkı olma; büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanırsın, kaybettiklerinin hasretini çekersin.” Evet, cimrilik bir hastalıktır, cömertlik ise bir fazilettir. Cömertin yedirdiği insana şifa olur, cimrinin yedirdiği hastalık yapar. Tecrübe edilmiştir.

     Şu halde dünyayı, âhiretin sermayesi bilip, gençliğimizi, ömrümüzü ve malımızı israf etmeyelim, dünya nimetlerini âhiret saadetimiz için kullanalım, dinimizin ölçülerini muhafaza edelim. Peygamberimiz(sav.)in şu sözü, israf konusunu özetlemeye yeter: “Beş şeyden önce beş şeyi ganimet  bil: Ölmeden önce hayatın, fakirlikten önce zenginliğin, ihtiyarlamadan önce gençliğin, hastalanmadan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin (kıymetini bil).”    

                                     Az söyle, öz söyle, bırak boş lafı,

                                     Çünkü boş laf ta bir zaman israfı.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!