İSLAMIN ENGELLİLERE VERDİĞİ DEĞER
Yüce Rabbimiz İnsanoğlunu en güzel şekilde yaratmış ve insanoğluna bir çok nimetler bahşetmiştir.
Rabbimizin vermiş olduğu nimetlerden biri de sağlıktır. İnsan bu nimetin kıymetini ancak elinden alındığı zaman farkına varır. Hz Peygamber (s.a.v ) Efendimiz bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur: İki nimet vardır ki insanların pek çoğu bunların kıymetini bilmeyerek aldanmaktadır. Sağlık ve boş vakit. Nice insanlar sağlıklı iken bir trafik kazası veya bir iş kazası veya bir kalp krizi veya bulaşıcı bir hastalık sonucu, felçli, kötürüm, ortopedik veya görme engelli olabilir. Bu yüzden, İnsan ya engelli, ya engelli yakını ya da engelli adayıdır.
İslam, sosyal ilişkilere büyük önem veren bir dindir. Bu konuda sağlıklı ve engelli diye bir ayırım yapmaz. Ancak yardıma, ilgiye ve bakıma muhtaç insanlarla daha çok ilgilenmeyi teşvik eder. Hz. Peygamber’in daha peygamberlik öncesinde zayıf, güçsüz ve acizlere arka çıktığının, onların sıkıntılarını ve ihtiyaçlarını giderme çabası içinde olduğunu İlk vahiy geldiği esnada eşi Hz Hatice annemiz Efendimize şöyle demişti. Sen yoksula, kimsesizlere, yolda kalmışlara, akrabalarına yardım edersin demişti. Peygamberimizin hayatı boyunca yardıma muhtaç kimselere yardım ettiğini görmekteyiz. Bedir savaşına katılmış görme engelli Medineli bir sahabe olan Itbân b. Mâlik, yağmur yağdığında ve gece karanlıkta camiye gitmekte güçlük çeker, Hz. Peygambere gider ve ona: “Ey Allah’ın Resûlü! Ben görme engelli biriyim, karanlık ve sel oluyor (camiye gidemiyorum). Evimde namaz kılsan da ben orayı namazgah edinsem?” diye ricada bulunur. Hz. Peygamber de Itban’ın evine gider ve ona, “ Nerede namaz kılmamı istersin" der. Itbân, Hz. Peygambere evinde namaz kılmasını istediği yeri gösterir. Hz. Peygamber de orada namaz kılar. Itbân, Peygamberimiz ve arkadaşlarına yemek ikram eder. Bir âmânın davetine icabet edip evine gitmesi, gösterdiği yerde namaz kılması, ikram edilen yemeği yemesi, Hz. Peygamberin tevazuunu ve engellilere olan sıcak ilgisini göstermektedir. Dinimiz, engelli ve hastalarla ilgilenmeyi ve onlara yardımı teşvik etmekte ve bunu sevap bir davranış olarak nitelemektedir. Görme engelli bir kimseye yol göstermek, sağır ve dilsiz ile ilgilenmek ve aracına binmeye çalışan bir engelliye yardımcı olmak bir sadakadır.
Bir gün Peygamberimiz “her gün” için sadaka verilmesi gereğinden söz eder. Sahabeden Ebu Zer, her gün için sadaka verecek imkanlarının olmadığını söyler. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.):
“Sadakanın birçok çeşidi vardır: Allah’ü Ekber (Allah en büyüktür), Sübhânellah (Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih ederim), Lâ ilâhe illallah (Allah'tan başka ilah yoktur) Estağfirullah (Allah'tan bağışlanma dilerim) demek, İyiliği emretmen, kötülüğü men etmen, İnsanların yolundan diken, taş ve kemik (gibi zarar veren şeyleri) kaldırman, Görme engelliye rehberlik etmen, Sağır ve dilsize anlayacakları bir şekilde anlatman, , Derman arayan dertliye yardım için koşuşturman, Koluna girip güçsüze yardım etmen, Konuşmakta güçlük çekenin meramını ifade ettirmen, Bütün bunlar kendin için (yaptığın) sadaka çeşitlerindendir.” buyurmuştur. Engellilere yapılacak bu tür yardımların sadaka olduğunu, diğer bir ifade ile Allah’a olan sadakatin bir ifadesi olduğunu belirten Peygamberimiz (a.s.), herhangi bir görme engeliyi yoldan saptıranları, onu kasten yanlış yola yönlendirme sadakatsizliğini gösterenleri de lanetliler arasında saymıştır. Engelli ve hastalar, çok duyarlıdırlar. En küçük aşağılayıcı ve kırıcı bir söz onları derinden yaralar. Özellikle hitaplarda kırıcı ve aşağılayıcı ifadelerden kaçınmak İslâmî bir görevdir. Kel Ali, kör Hasan, topal Yakup gibi isimlendirme ve hitaplar asla doğru değildir. Herhangi bir engellinin tahkir edilmesinin veya sakatlığıyla hitap edilmesinin, sağlıklı kimselerin bile boyu, rengi veya konuşması sebebiyle ayıplanmasının doğru olmadığını ifade etmektedir. Peygamberimiz bu tür tavırlara müdahale etmiş ve ” Kardeşinin derdine sevinip gülme, sonra Allah ona merhamet eder seni o derde müptela kılar" buyurmuştur. Buhârî,
Kul, Allah'tan gelene razı olmalıdır. Dünyanın bir imtihan olduğunu, imtihanı başaranların ilâhî mükâfata ereceklerini ve bakıma muhtaç kimselere bakmanın Allah'a kulluk ve büyük sevap olduğunu düşünmelidir. Allah mümin kulunu belki bu sayede cennetine koyacaktır. Hz Peygamber s.a.v efendimiz engellilere yeteneklerine göre kamu alanında görev vermiş, onları topluma kazandırmaya çalışmıştır. Engellileri başkalarına el açan bir dilenci ve toplumun üretken olmayan bir kesimi olarak görmemiştir. Aksine çeşitli hizmetlerde kendilerinden yararlanma cihetine gitmiştir. Örneğin, ortopedik engelli (topal) Muâz b. Cebel’i Yemen’e vali olarak göndermiş, çeşitli vesilelerle Medine dışına çıktığında yerine vekâlet etmek üzere çok defa görme engelli Abdullah İbn Ümmi Mektûm’u vekil bırakmıştır. Peygamberimiz (a.s); bu uygulamalarıyla, engellilerin yeteneklerine uygun alanlarda istihdam edilerek onların üretici bireyler olmalarını, onları topluma kazandırmayı, kişiliklerini geliştirmelerini amaçladığını ve gelecek nesillere yol göstericilik yaptığını söyleyebiliriz. Şunu da asla unutmayalım ki tohum nasıl toprağa emanetse, engelli kardeşlerimizde topluma emanettir.










0 Yorum