İNSANIN SERMAYESİ: ÖMÜR
İnsan, bu dünyaya gönderilirken eline verilen tek sermayesi ömrüdür ve insan ömrüyle imtihana tabi tutulur.
Sermayenin ne kadar süreceği gizlenmiş, ne zaman ve nerede biteceği bildirilmemiştir. Ancak her nefes, bu sermayeden düşen geri dönüşsüz bir harcamadır. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Sonra o gün, verilen nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz” buyurur. (Tekâsür, 8) Bu nimetlerin en başında hayat ve zaman gelir. Resûlullah (s.a.v.) ise bizleri şöyle uyarır: “Kul, kıyamet günü ömrünü nerede tükettiğinden sorulmadıkça yerinden kıpırdayamaz.” Ömür, gelişigüzel harcanacak bir zaman değil; emanet olarak verilmiş bir sermayedir. Akıllı mümin, hesabı gelmeden önce kendini hesaba çeker. Zira dünya, ahiretin tarlasıdır; ne ekilirse orada o biçilecektir. Rivayet edilir ki, ilim ve takvasıyla tanınan bir zat, talebeleriyle birlikteyken eline bir buz parçası alır ve sorar:“Bu nedir?” Talebeler, “Bir buz parçasıdır efendim” derler. Bunun üzerine o zat şöyle buyurur: “İşte insanın ömrü de böyledir. Elindeyken erir, farkına vardığında ise su olup gitmiştir.” Sonra ekler:“Akıllı olan, buz erimeden ondan faydalanandır.”Bu sözler, orada bulunanların kalbine derin bir tesir bırakır. Zira ömür de tıpkı o buz gibi, tutuldukça eksilen ama değeri geç fark edilen bir nimettir. Ne yazık ki insan, ebedi hayatı kazanmak için verilen bu kısa süreyi çoğu zaman gafletle tüketir. Bugün yapılması gereken tövbe yarına bırakılır, hayır için atılacak adım ertelenir. Oysa yarın, bize verilmiş bir söz değildir. Kur’an-ı Kerim, “Asra yemin olsun ki insan mutlaka ziyandadır” buyurur. (Asr, 1-2) Bu ziyan; malda değil, boşa geçen ömürdedir. Kurtuluş ise imanla, salih amelle ve hakkı tavsiye eden bir hayatla mümkündür.Az ama bereketli bir ömür, uzun ama Allah’tan uzak bir hayattan hayırlıdır. Bir secdeyle, samimi bir dua ile, bir yetimin başını okşamakla, bir gönlü onarmakla ömür bereketlenir. Her sabah, “Bugün Rabbim için ne yapacağım?” sorusuyla uyanmak; her akşam, “Bugün O’nu razı edebildim mi?” muhasebesiyle uyumak müminin şiarı olmalıdır. Ömür, geri gelmeyecek bir emanettir. Onu nefsin heveslerine değil, Rabbin rızasına yatıranlar kazançlı çıkar. Çünkü kazananlar, sermayesini ahirete taşıyabilenlerdir. Öyleyse ömrümüzü Allah’ın razı olmadığı işlerde tüketmekten şiddetle sakınalım. Çünkü insan, sermayesini nereye harcarsa oradan kazanç ya da hüsranla döner. Günah meclislerinde, haram kazanç peşinde, kalp kırarak, kul hakkını hiçe sayarak geçirilen zaman; ömürden düşen ama sevap hanesine yazılmayan saatlerdir. Unutmamak gerekir ki, Allah’ın razı olmadığı her iş, kalpte karartı bırakır. Göz harama alıştıkça kalp körleşir, dil yalanla meşgul oldukça hakikatten uzaklaşır, kul hakkı hafife alındıkça ibadetin tadı kaçar. Zamanla insan, günahı sıradan görmeye başlar ki bu, en büyük tehlikelerden biridir. Zira günah küçümsendikçe büyür; tövbe ertelendikçe zorlaşır. Kur’an-ı Kerim bizleri uyarır:“Allah, kötülüğü açıkça söylemeyi sevmez.” (Nisâ, 148) Bu ilahi ikaz, sadece dili değil; yaşantıyı, alışkanlıkları ve geçirilen zamanı da kapsar. Mümin, Rabbini razı etmeyen ortamlarda bulunmamaya, O’nun hoşnut olmadığı işlerle ömrünü tüketmemeye gayret eder. Nice insanlar vardır ki, yıllarını haramda, gaflette ve isyanda geçirmiş; ecel kapıyı çaldığında ise geriye sadece derin bir pişmanlık kalmıştır. Kur’an’ın haber verdiği gibi: “Rabbim! Beni geri döndür ki, terk ettiğim salih amelleri yapayım” (Mü’minûn, 99-100) Ama bu feryadın artık bir karşılığı yoktur. Çünkü ömür sermayesi tükenmiş, defter kapanmıştır. Bu yüzden henüz vakit varken; nefes elimizdeyken, kapılar açıkken, tövbe mümkünken yönümüzü Rabbimize çevirelim. Ömrümüzü Allah’ın razı olmadığı işlerden çekip alalım; O’nun rızasını kazanacağımız sözlere, amellere ve niyetlere yönelelim. Zira gerçek kazanç; uzun yaşamakta değil, Allah’ın razı olduğu bir hayat sürebilmektedir.











0 Yorum