İKTİDAR OLMAK ZOR
Son yıllarda bu toplumda kutuplaşma, zıtlaşma, inatlaşma, birbirinden uzaklaşma, hatta nefret etme hat safhada.
Birinin ak dediğine öbürü kara diyor, gride buluşamıyoruz. Biri var çok şükür diyor, öbürü yok, ölüyoruz diyor. Biri hükümet yasayla zinanın önünü açtı diye iktidarı topa tutuyor, öbürü hutbede zina konusunun işlenmesine karşı çıkıyor. Arada taşı yiyen din görevlisi.
Evet bu topluma hükumet etmek, iktidar olmak çok zor. Kimi bakar kör, kimi gördüğünü inkar ediyor. Körler gib herkes fili tuttuğu yerden tanıyor, tanıtıyor. Herkes kendi zaviyesinden bakıp ahkam kesiyor. Elini taşın altına koymak yerine taşın üstüne çıkmayı yeğliyor. Stratejik ve kıskanılan bir coğrafyada olunca dış müdahale hep olmuştur, bundan sonra da olacaktır. Bizi birbirimize düşürüp zayıf ve muhtaç kılmak, bölüp parçalamak için birileri ellerini oğuşturuyor, içimize ajanlarını sokup habire karıştırıyor.
Gerçi hak -batıl, iyi- kötü kavgası Adem'den beri var. Ölen de öldüren de, çalan da çaldıran da hep olmuş. Saadet asrı dediğimiz Peygamber Efendimiz ve dört halife döneminde bile müşrikler ve münafıklar hep var olmuş, adları farklı da olsa bugün de varlar. Mekke döneminde müşriklerin baskısı ve zulmü yaşanırken, Medine döneminde de münafık tipler hep ortalığı karıştırmış, fitne fesat çıkarmış. Vahiyle desteklenen, özel olarak Allah'ın terbiye, kontrol ve himayesinde büyüyen, korunan, üsve'i hasene olan Hazreti Peygambere bile bir kısım insan inanmamış, inatla muhalif kalmıştır. Hasılı muhalefet, cepheleşme, inatlaşma hep vardır, var olacaktır. Her olumsuzluğa rağmen birlikte yaşamak, birlikte bu topraklarda var olmak zorundayız. İşte hükumetin görevi bu muhalif kanadı zor kullanarak susturmak değil, eğitim ve iletişim kanalları ile doğruya yöneltmek ve aşırı uçlara
savrulanları, terörize olanları hukuk önünde hizaya getirmek, en az hasarla bu ülkeyi yönetmek, terör belasından kurtarmak, insanına ayrım gözetmeden iş- aş vermek.
Bugün en büyük hastalığımız önyargı. Empati yapmıyoruz, hoşgörülü olamıyoruz. Algılara açığız, araştırmadan fasıkların getirdiği haberlere inanıyor, masum insanları karalıyoruz. Hele siyasetçiye hiç güvenmiyoruz.
Maalesef görüyoruz ki yargı erki dediğimiz hukukçular da kimseye yaranamıyor, arada taşa tutuluyor. Bu toplumda hukukçu olmak da zor. Hukukçunun tabi olduğu kanunlar da terbiye etmekten uzak. İlahi adaletten nasipsiz bir hukuk sistemimiz var, yamalı bohçaya dönmüş bir amayasamız var.
Sonuç olarak biz nasılsak öyle yönetiliriz. Henüz Hazreti Ömer gibi bir yöneticiyi hak etmiyoruz. Önce halk olarak biz ahlakımızı düzeltmeli, sonra adil bir iktidar istemeliyiz. Düzelme, ıslah yukarıdan değil aşağıdan başlamalı. Önce nefisler düzelmeli sonra yönetenler. Rabbim dağına göre kar veriyor. Biz şımardıkça, küfran-ı nimet ettikçe üstümüzde tabii afetler eksik olmuyor. Depremlerin, sellerin, don olaylarının ve yangınların arkasına hep bir ilahi uyarı var anlayana. Rabbim ferasetimizi artırsın, gönül gözlerimizi açsın diye dua ediyoruz.











0 Yorum