İKİ GÖZ VAR
İki göz var insanda, beden(baş) gözü, basiret gözü.
Yani başımızdaki göz, bir de kalbimizin gözü, yani ferasetimiz. İşte bizim kalitemizi, kişiliğimizi ortaya koyan da bu gözümüz. Başımızdaki göz yakını ve sadece önünü görür, kalp gözü ise uzakları görür, uzaktan gelecek tehlikeleri sezer ve tedbirini alır.
Baş gözümüz hep olacaktır, o bütün canlılarda vardır. İnsan olarak baş gözümüzün yanında kalp gözümüz de olmalı, olaylara o kalp gözümüzle bakmalı, feraset sahibi olmalıyız. O zaman olayları, kişileri üç yüz altmış derecelik açıyla görür, değerlendirir ve yorumlar yaparız. Tedbirler alır, siyasi çizgimizi belirleriz.
Bakıyorum, bir kısmımız yatıp kalkıp maaş derdinde, bir kısmımız alma satma derdinde, bir kısmımız, makam mevki derdinde, bir kısmımız çoçuk çoluk derdinde. Hasılı hepimiz baş gözüyle bakıyoruz olaylara. Kalp gözümüz ne güne duruyor, onu niye işletmiyoruz, onun üzerindeki perdeyi niçin yırtmıyoruz? Elbette aç ayı oynamaz, midemizi de düşünmek zorundayız ama önce güven içinde yaşamak, güven içinde ölmek ve güven içinde kıyamet sabahına kadar mezar yerimizi korumak zorundayız.
Evet, bin yıldır tapusu elimizde olan bu ülkenin düşmanları o tapuyu ele geçirmek için uğraşıyor, planlar, tuzaklar hazırlıyor. Biz ne yapıyoruz, şu gitsin, bu gelsin derdindeyiz. Bu ülkeyi bize bırakanlar, emanet edenler, alnı secdeliler, şehitler, yine alnı secdeliler koruyabilir. Secdesizler, mezar başında kadeh tokuşturanlar bu ülkeyi ancak birilerine peşkeş çeker. O halde kim Allah'a, yaratana dostsa ben de onun dostuyum, kim Allah ile barışıksa halkıyla da barışıktır. Tarihinden ilham alanlar bana yön çizebilir ve bana güven verebilir. Dar açıdan bakanlar toprağına hor bakanlardır. Yeni gözlükleri takma ve olaylara üç yüz altmış derecelik açıdan bakma zamanı.











0 Yorum