GÜZEL KORKU
Saat gecenin ikisi. Bir bahar rüzgârı hafif hafif esiyor. Biraz ilerideki sokak lambasının solgun ışıkları altında yedi sekiz kişilik bir topluluk var. Aralarından birisi diğerlerine heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatmaya çalışıyor.
Yüzünün bir tarafı karanlıkta kalmış olsa bile, diğer yanındaki beyazlık çok korktuğunu anlamak için yeterli. Konuşması evde birlikte kaldığı diğer iki arkadaşı tarafından bazen kesiliyor. Belli ki onlar da çok korkmuşlar.
Evde kalanlar, ayakkabılarını bile çıkarmaya fırsat bulamadan pijamalarıyla dışarı fırlamışlar. Sonunda birisi akıl etti de, hem kendisinin hem de diğer arkadaşlarının ayakkabılarını getirdi. Topluluğu oluşturan diğerleri de pijamalı ama üstlerine ceket veya hırka gibi bir şeyler atmışlar. Kiminin ayağında terlik var, kimisi de ayakkabısının üstüne basmış. Sokağın iki tarafındaki bazı evlerin bir pencerelerinde ışıklar yanıyor. Bu evlerdeki insanların çoğu, perde aralığından olan biteni incelemekle meşgul. Daha cesur olanlar ise kafalarını pencerelerden dışarıya uzatmış, gençlerin anlattıklarını dinlemeye çalışıyorlar.
Bu arada sokağın öbür ucundan gelen bir aracın farları etrafı gündüz gibi aydınlattı. “Kaçın!” dedi bir ses. “Silahlı tarama olabilir!” Topluluğu uluşturan herkes, çil yavrusu gibi dağıldı. Her biri bulabildiği en yakın yere saklanmak için kaçıştı. Öğle ya, 12 Eylül öncesi yıllarda, bombalama eyleminden sonra telaşla dışarı çıkanlara kurşun yağdırmak sıradan olaylardandı.
Vedat da kaçanların arasındaydı. Bomba atılan evden on on beş metre uzaklıktaki bir bahçe duvarının üzerinde buldu kendini. Aşağıya atladı. Düştüğü yer, bahar yağmurlarıyla kabarmış yumuşak bir topraktı. Nefes nefese kalmıştı. Kalbi göğüs kafesinden fırlayacak gibiydi. Biraz sakinleştikten sonra etrafını inceleme fırsatı buldu. Terk edilmiş yıkık bir evin bahçecindeydi. Ayağa kalktı, üstünü silkeledi. Dışarıdaki seslere kulak kabarttı. Tam anlamadığı telaşsız konuşmalar duydu. Demek ki durum tahmin ettikleri gibi değildi. Atladığı bahçe duvarını dik olarak kesen yıkık kerpiç duvarın üzerinden kolaylıkla atlayıp sokağa döndü.
Biraz daha yürüyünce Renault marka bir arabanın çevresini sarmış az önceki topluluğu gördü. Tehlike geçince herkes saklandıkları yerden çıkmıştı. Daha önce gördüğü arabanın polis arabası olduğunu anlamakta gecikmedi. Üstündeki mavi ışık veren çakarı yakmamışlar, gece vakti çevredekileri rahatsız etmemek için olacak, sesli sistemi çalıştırmamışlardı.
Evde kalanların ifadeleri alındı. Hasar tespiti yapıldı. Krokiler çizildi. Ölen ya da yaralanan olmadığı için, bu işlemler sadece bir formaliteden ibaretti. Tutanak tutuldu. Bir süre takip edilirmiş gibi yapılacak, dosya kapatılacaktı.
Saat üç olmuştu. Vedat ve iki arkadaşı evlerine bomba atılan arkadaşlarına tekrar geçmiş olsun dediler.
Bir de gençleri çok seven, her derde düştüklerinde yardıma koşan komşuları vardı; ona da iyi geceler dileyip, bombanın atıldığı eve üç ev mesafedeki evlerine gittiler. Sokağın iki yanındaki evlerin aralanan perdeleri kapatılmış, yanan ışıklar da söndürülmüştü.
Vedat o geceyi bölük pörçük uyuyarak geçirdi. Kahvaltı hazırlama sırası ondaydı. Erkenden kalktı. Çay suyunu ocağa koyup kahvaltı tepsisini hazırladı. Küçük tel dolabına baktı. Zeytin, peynir Sana yağı vardı ama yoğurt bitmişti. Saatine baktı. Çok erkendi. Henüz bakkal dükkânını açmamış olabilirdi. Çay suyunun kaynamasını bekledi. Çayı demleyip ocağı kısığa aldı. Raftan yoğurt kabını ve koridordaki askıdan fileyi alıp sessizce sokağa çıktı.
Gece yarısı bomba atılan arkadaşlarının evinin yanında durdu. Bombanın tahrip ettiği pencere battaniyeyle kapatılmıştı. Pencerenin dış beton çıkıntısının artıkları yerde duruyordu. Gece şiddetli bir patlama sesiyle uyanışlarını hatırladı. Önce kendi evlerine atıldığını sanmışlar, arkadaşlarının evine atıldığını görünce telaşla yardıma koşmuşlardı.
Biraz daha ilerleyince, akşam üzerine çıkıp atladığı duvarı gördü. Yolunun üzerinde olduğu için sık sık yanından geçmiş, bu kadar yüksek olduğunu fark etmemişti. Normal şartlarda bu duvarın üzerine fırlayıp çıkması, hiç tereddüt etmeden aşağıya atlaması mümkün değildi. Korktuğu için kendisinden utandı. Sonra yersiz olduğunu düşündü bu utancın. Böyle bir şeyi kendi iradesiyle yapmamış, can korkusu yaptırmıştı. Herkes korkardı. Bu insani bir şeydi. Önemli olan korkmak değil, korkuların esiri olmamaktı.
Bu bombayı o eve atanlar, onları azmettirenler de korkarlardı. Nemelazımcılar korktukları için böyle davranmıyorlar mıydı? Zalimler hesap vermekten korktukları için etrafa korku salmıyorlar mıydı? Bir de dünyayı güzelleştiren insanlar vardı. Onlar da korkarlardı. Ortaçağın karanlıkları onların sayesinde aşılmıştı. Cahil cesaretinden uzak, bilinçli bir korkuydu onlarınki. Dünyayı güzelleştirirken, korkularını da güzelleştirmişlerdi. Bu zor günler de elbet geçecekti. Ve daha birçok güzel şey düşündü. Güzel günlerin hayalini kurdu. Kendisi için olmasa da sonraki kuşaklar adına sevindi. Bir gülümseme yayıldı yüzüne.
Düşüncelerinden sıyrıldığında evin kapısının önünde durduğunu fark etti. Sol elinde yoğurt kabı, sağ elinde içinde üç ekmek bulunan bir file vardı. Yoğurt kabını tutan eli de ıslanmıştı. Yoğurt akmıştı demek ki.. Bakkala gitmiş, ekmek ve yoğurt almış, eve gelirken bir yerde tökezlemiş, elindeki yoğurt kabı sarsılınca, içindeki parmaklarına akmıştı. Bunların hiçbirini hatırlamıyordu.
Yoğurtlu parmaklarını yaladı. Kapıyı anahtarıyla açmayı düşündü önce. İki eli de dolu olduğu için yoğurt kabını yere koyması gerekiyordu. Sağ elindeki fileyi kapı zili hizasına kadar kaldırdı. Başparmağıyla zile bastı (Metin Eren, 26 Aralık 2020)











0 Yorum