Telefon
WhatsApp
GÜLÜMSEME ÜZERİNE
300 X 250 Reklam Alanı

Gülümseme kelimesini her duyduğumda gülümsemek gelir içimden. Çünkü bu kelime zihnimde birbiriyle ilgisiz gibi görünse de kendi içinde bir bütünlük oluşturan farklı anlamlar çağrıştırır.

“…gülümseyen azar işitir, gülen ceza görürdü.” Bu cümle parçası ilkokul yıllarından beri zihnimin bir köşesinde takılı durur. Ömer Seyfettin’in “Ant” adlı bir öyküsünde geçiyordu yanlış hatırlamıyorsam. Yazar bu öyküde bir mahalle mektebinden, o mekteplerdeki baskıcı eğitim anlayışından bahsediyordu. İster istemez, zihninizde elinde sopası olan, sarıklı, takkeli, kara sakallı bir hoca geliyor gözlerinizin önüne. Ve çıt çıkarmadan, korkulu gözlerle ona bakan çocuklar…

Bu manzaralar geçmişte kaldı sanıyordum. Tarikat yurtlarında ve yatılı Kur’an Kurslarında yaşananları okuyunca, elimde olmadan, zihnim geçmişle bugün arasında bağlantı kuruveriyor. Üzülmekten ve kahrolmaktan başka bir şey gelmiyor elimden. Görüyor musunuz, bir gülümseme kelimesi beni nerelere getirdi. Anlayacağınız, iç dünyanızda bir yolculuğa çıktığımızda, zihnimiz bizi önceden hiç düşünmediğimiz yerlere sürükleyiveriyor.

“Sokakta giderken, kendi kendime

Gülümsediğimin farkına vardığım zaman

Beni deli zannedeceklerini düşünüp

Gülümsüyorum.”

Yukarıdaki küçük şiir Orhan Veli’nin, “Sokakta Giderken” adlı şiiri. Gülümsemeye farklı bir açıdan bakmış. Anlaşılan o ki, o da bir zihin yolculuğuna çıkmış, bir şeyler düşünüp, kendi kendine gülümsüyor. Dünya umurunda değil. Kendini deli sanacak olanlara da gülümsemeyi ihmal etmiyor.

Madem ki söz şiirden açıldı, devam edelim. Sezen Aksu’nun o güzelim “Gülümse” şarkısını nasıl unuturum? Bu şarkının sözleri Kemal Burkay’ın “Gülümse” adlı şiirinden alınmıştır. İlk bölümünü hatırlatayım istedim:

Hadi gülümse bulutlar gitsin

İşçiler, iyi çalışsın, gülümse

Yoksa ben nasıl yenilenirim

Belki şehre bir film gelir

Bir güzel orman olur yazılarda

İklim değişir, Akdeniz olur, gülümse.

Gülümseme kelimesinde Türkçe’mizin güzel sesini de duyarım. Türkçe ’de Batı dillerine kıyasla daha az kelime bulunduğu söylenerek, Türkçe’mizin zengin bir dil olmadığı anlatılmaya çalışılır. Ama bir dilin zenginliğinin ölçüsü sadece kelime sayısı değildir ki. Az çok aşina olduğum iki yabancı dilin (İngilizce ve Fransızca) sözlüklerinde gülme ve gülümseme kelimelerinin karşılıklarına baktım. Her ikisinde de, gülme ve gülümsemenin karşılığı olarak, farklı kelimeler kullanılmış. Oysa Türkçe’mizde gülmek mastarının köküne küçük bir ek ek yapmak suretiyle, kökünden kopmayan yeni kelimeler türetilebiliyor. Anmak- anımsamak, duymak – duyumsamak gibi.

Bir gün arkadaşlarla toplu fotoğraf çekiliyoruz. Adettendir, fotoğraf çekilirken gülümseyen bir yüz ifadesi takınmamız istenir. Arkadaşlardan birisi, “peynir” deyin dedi. “Ne ilgisi var?” diye düşününce, kendi kendime güldüm. Meğer, İngilizce peynir anlamına gelen “cheese” kelimesinden bahsediyormuş. Bu kelime telâffuz edilirken, yüz kasları gülümseyen bir ifade alır. Oysa peynir kelimesinde böyle bir şey yok. Bu durum bana Tanzimat döneminin yarı aydınlarını hatırlattı.

Bu paragrafı bitirdikten sonra, üşenmeden kalktım aynaya baktım. “cheese” dedim kendi kendime. Şaşkınlıktan dona kadım. Bu kelimeyi telaffuz ederken, gülümsemiyor sırıtıyor muşuz meğer. Gülümseme ve sırıtma arasındaki farkı anlamak için, TDK Sözlüğündeki anlamlarını vermenin tam sırası:

“Gülümsemek: Güler gibi olmak, hafifçe gülmek

Sırıtmak: Dişlerini göstererek aptallık, şaşkınlık veya alay belirtir şekilde gülmek; sırtarmak.”

“Sırıtmak” kelimesinin sözlükteki bu anlamını okuyunca, dilimizdeki “pişmiş kelle gibi sırıtmak” deyiminin anlamını daha iyi kavradım.

Söz fotoğraftan açıldı, devam edelim. Murgul’da çalıştığım yıllar. Tatil günlerinin birisinde bir arkadaş grubuyla çevre köylerden, birisine gitmiştik. Artvin’in bütün çevresinde olduğu gibi yeşilin her çeşit tonunu barındıran bir doğa karşılıyor sizi. Ormanın içinden, taşların arasından süzülerek şırıl şırıl bir dere akıyor. Karşıya geçmek için taştan taşa atlamak gerek. Bir arkadaşım, haberim olmadan taştan taşa atlarken bir fotoğrafımı çekmiş. O kadar doğal ki. Yüzümdeki korku ifadesi ayan beyan ortada. Şimdi düşünüyorum da, kaysam, en kötü ihtimalle ayağım dizlerime kadar suya gömülecek, pantolonum ıslanacak, arkadaşlarım da gülecekler Şimdi, “varsın gülsünler!” diyebiliyorum ama, o yaşlarda bunu göze almak zor. Renkli fotoğraflar, o dönemde pek yaygın olmadığı için siyah beyaz çekilmiş. Baktıkça o güzel günü hatırlarım, bir gülümseme alır beni.

Şimdi zamanı biraz daha geriye saralım, ortaokul yıllarıma götüreyim sizi. O zaman eğitsel kol faaliyetlerine çok önem veriliyordu. Kol başkanımız, Fransızca Öğretmeni Müzeyyen Alptürk. Çok değerli bir öğretmenimizdi. Bir gün beni masasına çağırdı. Üzerinde şu sözlerin yazılı olduğu bir kâğıt verdi:

“Güler Yüz, Tatlı Dil, Güzel Söz, Bizim Beklediğimiz.

Güler Yüz, Tatlı Dil, Güzel Söz, Bizden Beklenen.”

Bu sözleri yukarıda yazdığım biçimde değil, göze daha hoş görünecek şekilde kâğıdın üzerine yerleştirmişti. Benden istediği şey, onları bir karton parçasına biraz daha büyüterek divitle yazmamdı. Daha sonra alt ve üst kenarlarına çıta çakacak, sınıfın duvarlarından birine asacaktık.

Yazım çok kötü olduğu için, yazısı güzel olan bir arkadaşıma yazdırdım; çıta çakma işi de tamamlandıktan sonra öğretmenime verdim. Giriş kapısının karşı duvarına astırdı o yazıyı. Güne güler yüzle başlamanın bir yolu olarak düşündüğüne eminim. Kimi nasıl etkiledi bilmem ama beni o kadar çok etkilemiş ki aradan elli yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen unutmamışım.

Her şeyi karşıtıyla birlikte düşünme alışkanlığım var. Bu nedenle somurtmadan bahsedeyim biraz. Yok, öyle uzun uzun anlatmayacağım bu kelimeyi.Sözlük anlamına bile bakmaya gerek yok. Ya kendisine zararlı olduğu, ya da gücü yetmediği için ailesi tarafından isteği yerine getirilmeyen bir çocuğun yüz ifadesini gözlerinizin önüne getirin. Somurtmanın ne olduğunu göreceksiniz.

Hayatımız, gülümsemeler, somurtmalar; gülmeler, ağlamalar; öfkeler, sakinlikler sarmalında geçip gidiyor. Bunların hepsi insan ruhunun doğal halleridir. İçten bir öfke, içten bir ağlama bile, çoğu zaman yapay bir gülümsemeden daha güzeldir. Ama en güzeli, gülümseyen insanların bol olduğu bir dünyada yaşamak.

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!