Telefon
WhatsApp
FUTBOLUN ARKA SOKAKLARI
300 X 250 Reklam Alanı

Değerli okuyucularımız bu yazımızda sizlere başka bir pencereden kaleme aldığımız ve sizlere çok faydalı bilinçli bir bakış açısıyla ele aldığımız cümleleri sunuyoruz. Umarım beğenirsiniz.

UEFA’nın Finansal Fair Play Direktörü Andrea Traverso'nun Türk futbolunun röntgeni niteliğini taşıyan sözleri..

▪(Lütfen sonuna kadar okuyunuz !.)

FEDERASYON: Futbola yön vermesi, alt yapıları desteklemesi, futbolun ülkenin bütününde bilimsel yöntemlerle gelişmesinin sağlanmasından sorumlu olan bu en yüksek organ, varlığını, bir ölçüde birinci ligdeki hakemlerin performansına, esas olarak da A Milli Futbol Takımının başarısına bağlamıştır. Oysa A Milli Takımın başarısı yukarıda çok kısaca değindiğimiz başlıklarda yapılacak düzenlemelerin sonucudur. Federasyona seçilenler, Türk futbolunun değil, kendilerinin seçilmesini sağlayan kulüplerin çıkarlarını korumayı misyon edinirler. Federasyonun alt yapı ve tesislerin gelişmesi için kulüplere aktardığı kaynaklar, yöneticilerin yanlış transfer harcamalarında kullanılır ve buna göz yumulur. Bu konulara yakın olduğum zamanlarda, federasyonların ikili ilişkilerle, takımlara hakları olmayan konularda (cezaları hafifletmek, ihtiyaç duyulan maddi kaynağı sağlamak gibi) ayrıcalık sağladığını ve bu rüşvetin bedeli olarak da onları kontrol ettiklerine tanık oldum. Bu bağlamın uzantısı olarak da futbol ile siyasetin yakınlığının sakınca ve sonuçlarını, ayrı bir yazı konusu olduğu için, bu yazının dışında tutuyorum.

YÖNETİCİLER: Futbolu yönetenlerin büyük çoğunluğu yöneticilik pozisyonunu, kendi kişisel çıkarları için araç yapmak veya bilinirliklerini artırmak için kullanırlar. Amaç kısa yoldan başarı kazanmaktır. Hemen hiçbiri hayatında kurumsal hayatta geçerli niteliklerle bir işi yönetmemiş veya böyle yönetilen işin sahibi olmamıştır. Bu kişiler kendi işleri için yapmayacakları harcamaları yapar, paraları keyfi bir şekilde harcarlar. İşler içinden çıkılmaz hale gelip; başarısızlık hakemleri, federasyonu veya birilerini suçlayarak örtülemez duruma gelince de bırakıp giderler. Yabancı oyuncularla yapılan anlaşmaları okuyup anlayacak ve kulüp çıkarlarını koruyacak yönetici yok denecek kadar az olduğu için, kulüpler sürekli olarak bunlara tazminat öder veya oyuncuların haksız ve yersiz taleplerine boyun eğerler. Ayrıca bu durum daha sonra takım içindeki diğer oyuncularla dengenin bozulmasına neden olur.

ANTRENÖRLER: Türk futbolunun öncelikli ve en önemli sorunu antrenörlerdir. Bu konudaki değerlendirmem, eğitim kurslarında ders veren kişi olarak birinci elden gözlemlere dayanmaktadır. Türkiye’de profesyonel liglerde takım yönetme yetkisi veren “prolisans belgesine” sahip antrenörlerin hatırı sayılır bir bölümü ancak “okur yazar” düzeyindedir. En üst düzeydeki takımlardan birinin yardımcı hocasının, kendi yazısını okuyamadığının tanığıyım. Yakın zamana kadar bu kurslar büyük çoğunlukla yasak savma kabilinden yapılırdı. Katılımcılar sadece dinler (not almaz/alamaz) ve ders sürelerinden daha uzun tutulan aralarda sigara içip, anlatılanları zaten bildiklerini konuşarak ve “Türkiye’nin futbol koşullarından” şikayet ederek vakit geçirirlerdi. Futbol ile ilgileri bir zamanlar “top oynamış” olmaktan öteye gitmeyen bu kişilerin, gençlerin potansiyellerini ortaya çıkartmaları düşünülemez. Herhangi bir düzeyde takım çalıştırma belgesine sahip hocalar, Anadolu’da bulundukları bölgenin belediye başkanları veya belediye ile iş yapan müteahhitler aracılığı ile takımın başına getirilir ve alınan başarısız sonuçların ardından, bir başkası aynı ilişki zincirini kullanarak döngüyü sürdürür. Türkiye’de yabancı dildeki literatürü izleyecek eğitim ve dil düzeyindeki hocaların sayısı iki elin parmağını zor bulur. Bu konuda alternatif oluşturacak beden eğitimi yüksek okulu veya spor akademisi mezunu gençler, futbolculuk geçmişi olmadıkları gerekçesiyle, bu ilişki yumağı içinde kendilerine yer bulamazlar.

FUTBOLCULAR: Futbolu meslek olarak seçme başarısına ulaşan Türk gençleri, “şöhretli olur ve para kazanırlarsa” hiçbir sorunları kalmayacağına inanır. Esas mücadelenin bu aşamadan sonra başlayacağını bilmezler. Şöhreti yönetmenin, baskı altında performans gösterecek direnci kazanmanın, rakibe saygı göstermenin, duyguları denetlemenin ve futbolun bütün paydaşlarıyla sağlıklı ilişki kurmanın yollarının öğrenileceği yer alt yapıdır. Bugün durum değişmekte olsa da, Barselona’nın geçmiş yıllardaki başarısının temelinde, takımda oynayan en az sekiz oyuncunun alt yapıdan yetişmiş olması vardır. La Mesia adı verilen alt yapı merkezindeki eğitim sürecinde günde sadece 90 dk. taktik ve teknik geliştirici çalışmalar yapılır, bunun dışındaki süre kişilik ve karakter gelişimine ayrılır. Çünkü iyi futbolcu olmak, yetenek, teknik ve atletik nitelikler kadar, zihinsel ve duygusal becerilerin de gelişmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle, tamamına yakını eğitimsiz ve dar gelirli ailelerden gelen ve böyle bir hazırlığa sahip olmayan gençlerin, çok kısa zamanda kazandıkları para ve şöhretin altında ezilmeleri kaçınılmaz olmaktadır.

YABANCI OYUNCU SAYISININ FAZLALIĞI: Serbest rekabeti destekleyecek gibi gözükse ve niyet iyi olsa da, bunun doğru sonuç vermeyen bir uygulama olduğu görülmüştür. Bu konuda “Arsenal’da 16 yabancı var…” benzeri örnekler geçerli değildir. Çünkü İngiltere, Almanya, İspanya, İtalya ve Fransa’da soyunma odalarında o ülkenin dili konuşulur, antrenörler de en geç üç ay içinde yerel dili öğrenir ve konuşur. Futbol bir takım oyunudur, bir topluluğu takım yapan ilk öge de ortak dildir. Türkiye’de soyunma odalarında hoca konuşurken, aynı anda dört tercümanın tercüme yaptığına ve rahatsız edici kargaşa ortamı yaşandığını, odaklanmanın ileri derecede zorlaştırdığını, böyle ortamlarda bulunanlar bilir. Yabancı oyuncuların Türkiye’ye sadece para için geldiği ve duygusal hiçbir bağ yaşamadıkları açıktır. Bu bağı sağlayacak ilişki çerçevesini oluşturacak yönetim anlayışı henüz kulüplerimize uğramamıştır.

YABANCI HOCALAR: Türkiye futbol kamuoyu, başarısını en üst düzeyde kanıtlamış Dünyanın üst düzey lig ve takımlarında kulüp ve milli takım çalıştıracak hocaları gördüğü gibi, son derece sıradan hocaların da performansına tanık olmuştur. Bu hocalar son derece sağlam anlaşmalar yaparak gelir, gelirken beraberlerinde getirdikleri yardımcılarına kendi ülkelerinde hayal edemeyecekleri imkanları da güvenceye bağlarlar. İşleri iyi gitmeyip, yollar ayrılma noktasına gelince, ortaya çıkan fatura herkesi şaşkına çevirir. Bu noktaya gelince hocalar da gönderilmek ve çalışmadan kazanacakları paraların beklentisiyle işleri iyice yokuşa sürer ve gönderme kararını alacak olanlara haklı gerekçeler verirler. Türkiye’ye gelen hocaların en önemli sorunu kültürel farklılıkları algılayacak entelektüel birikimden ve farkındalıktan yoksun olmalarıdır. Bunun sonucunda oluşan zihniyet şu tür ifadelerle medyada yer bulur: “Bunlar (futbolcular) yetişkin ve profesyonel. Nasıl yaşayacaklarını ve ne yapmaları gerektiğini bilirler”. “Ben kendimi sevdirmek için burada değilim, beni sevmeleri gerekmez, saygı duysunlar yeter…”. Kültürel farklılıklar konusunda bilgilenmesi söylendiğinde, “Ben uluslararası kariyere sahip bir hocayım, işimi nasıl yapacağımı biliyorum…” Türk kültürü sosyal normlarla hareket eden ve davranış ve kararlarına duyguların egemen olduğunu anlayacak kadar Türkiye’ye gönül verecek Jupp Derval, Gordon Milne gibi hocalar bulmak, özellikle günümüz koşularında, kolay değildir.

MEDYA: Gerek yazılı gerekse görsel medyada, futbolun özüne dönük, dünya futbolunu bilen ve anlayarak yorum yapan, yanlılıktan uzak medya mensubu sayısı bir elin parmağını zor geçer. Böyle olunca da, “topun da canı var”, “top istemedi” veya “futbolun dili birdir”, “biraz da şans olacak” gibi saçmalıklar, gazete sütunlarında veya ekranlarda bilgelik sayılır. Medyada yorum yapan eski topçular ve hakemler, Dünyanın en iyileri arasında olduğunu kanıtlamış hocaları “futbolu bilmemekle” suçlar, onların fizikleriyle alay eder (Yeniköy Kasabı) ve kamuoyu böylece, bu kişilerin engin kültürü ile aydınlanmış olur!

SONUÇ:

Bu listeyi seyircileri, hakemleri ve profesyonel takımlara hizmet veren diğer görevlileri de ekleyerek uzatmak mümkündür. Futbolda başarıya giden kestirme bir yol veya hedefi mutlaka vuracak “sihirli bir kurşun” yoktur. Her sorunun hızlı, kolay  bir çözümü vardır ancak bu çözüm sonraki daha büyük bir sorunların kaynağını oluşturur..

Başarının yolu bilimsel yöntemler kullanarak sistem ve düzende devamlılıktan geçer.

SON SÖZ:(Kendi yorumum.)

Bu gidişat iyi bir gidişat değil!

  Her yıl  her şey git gide yıldan  yıla büsbütün allak bullak kötüye gidiyor...

  Yapılanlar, olup bitenler yapanların yanına kâr kalıyor.

  Güven kaybolmuş. Kargaşa var, dürüstlüğü, saygıyı  yok ettiler futbolda,  kapı dışarı ettiler adaleti...

 

SAYGILARIMLA…

 

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!