Telefon
WhatsApp
DİLENCİ
300 X 250 Reklam Alanı

Bir zil sesi daldığı kitaptan gözünü ayırmasına neden oldu. Ayıracı kaldığı yere koyup kalkmak üzereydi ki, mutfaktan gelen eşinin sesini duydu: “Sen kalkma ben bakarım.” Kapıdaki konuşmalardan gelenin nerdeyse haftada bir gelmeyi alışkanlık haline getiren dilenci olduğunu anladı.

Eşiyle bu konuda çok tartışmışlardı. “Bunlar duygu sömürüsü yapıyorlar. Durumları bizden çok daha iyi. Bu işi meslek haline getirmişler,” diye düşünüyordu. Eşi de buna karşılık: “Bu senin bildiğin dilencilerden değil, gerçekten ihtiyacı var” diyordu.

“Hem başka kimsenin kapısını çalmaz. Sadece bizim ve Saadet Hanımların.”

“Başka yerlerden yüz bulamıyorlar da ondan!”

“Aman ne olacak! Hayrımız olsun!”

“Ben yoksullara yardım etme demiyorum. Dilenmeyi onurlarına yediremeyen birçok yoksul var çevremizde.”

“Sen de bilmez gibi soruyorsun. Geçen onlardan birine de yardım etmedik mi? ”

Bu tartışmalar dilencinin her gelip gidişinde sürüyor, bir şekilde tatlıya bağlanıyordu. Emel’in gelen dilencileri boş çevirmemek gibi bir huyu vardı. Ya çocukların küçülmüş giysilerini, ya kendisinin ve eşinin daralmış ya da modası geçtiği için giyilmeyen, gardıropta gereksiz yer işgal eden ceket, pantolon gibi eşyaları dilencilere verirdi. Kurban bayramlarında etten bir parçasını da onlara ayırırdı. Hiçbir şey bulamasa bile, antredeki bir tabakta biriken bozuk paralar ne güne duruyordu! Saymadan avuçlar, verirdi hemen.

Eşi evde olmadığı bir gün kapı zili çaldı. Mutfakta bir şeyler atıştırıyordu o sırada. Yerinden kalktı, kapıya doğru yürüdü. Otomatiğe bastı. Kapıyı aralayıp geleni beklemeye başladı. Apartman asansörsüz olduğu için, dördüncü kattaki dairelerine merdivenlerden çıkılması gerekiyordu. Yeterince bekledikten sonra, “Herhalde yanlış zile bastılar,” diye düşündü. Mutfağa doğru yürüdü. Bir süre sonra zil yine çaldı. “Aaa yettiniz artık!” diye söyleniyordu kapıya doğru yürürken. Kapıyı araladı. Karşısında bir adam. Melül mahzun ona bakıyordu. Elli altmış yaşlarında. Derin derin nefes alıp veriyor. Kolay değil, dört kat merdiven çıkmış. Göz çukurları mosmor, avurtları çökük. Yüzü de biraz şiş gibi sanki? Zayıfça, orta boylu bir adam. Üzerindeki ceket tanıdık geldi. Evet evet! Daraldığı için kullanamadığı ceket. Emel vermiş olmalı.

“Yenge Hanım yok mu?”

“Şu anda kendisi evde değil” (“Yok. Şu anda yerine ben bakıyorum” diyemezdi ya!)

“Bana, giyim eşyası gibi bir şeyler hazırlayacağını söylemişti de..”

“Unuttu her halde, ben hatırlatırım, sonraki gelişinizde alırsınız. ”

Adamcağız boynunu büktü.

“Peki o zaman” dedi. Yüzünde kaderine razı olmuşların bir ifadesi vardı. Bu yüz ifadesi Selim’i çok etkilemişti. Merhamet duyguları kabardı. “Bir dakika bekler misiniz?” diyerek, kapıyı aralık bıraktı. Hemen iki adım ötesindeki bozuk para tabağına doğru ilerledi.

Saymadan bir avuç para aldı. Adam sırtını duvara yaslamış, çömelmiş halde duruyordu. Ayakta durmaya dayanamamış, dinleniyor olmalıydı. Selim avcundaki bozuk paralarla bir süre bekledi. Nefes alma sıklığı, azalınca dilenciye uzattı. Adam hayır duaları ediyor ama bir türlü yerinden kalkmıyordu. Selim kapıyı kapamak istiyor ama içine sinmiyordu. Yüzüne kapamak gibi olmaz mıydı?

“Bir sakıncası yoksa, kapıyı kapayabilir miyim?” diye sordu. Adam başını yukarı kaldırdı. Çok şaşırmış olduğu belliydi.

“Estağfurullah” dedi. “Merdivenler beni çok yordu. Biraz dinlenip gideceğim. Sen rahatına bak!”

Selim yavaşça kapıyı kapadı. Mutfağa doğru yöneldi.

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!