Telefon
WhatsApp
Bir akılsız baştan gayrı; NEM KALDI...
300 X 250 Reklam Alanı

"Geçi goyun, orman, çoban; bu üçlüyü bozmazsak kimse aç kalmaz" dediğinde, bu cümleyi girizgâh bölümünde kullanmalıyım diye zihnime kaydetmiştim.

Ramazan Kıvrak hoca; Torosların öz be öz çocuğu olarak dili, kültürü yerel ağzı çok mükemmel kullanan, her yaşta insanımızla gönül bağı kuran müthiş bir adam. Torosların özgün insanları, çiçeği böceği, canlı cansız tüm varlıkları onun sanki tüm hücrelerinde dolaşıp dile geliyor sanırsınız. Bazen şiirsel, bazen deyim, bazen tekerleme; kiminle nasıl iletişim kurulacaksa tam yerinde taşı gediğine koyan bir halk adamıdır. Yörükler, içinden hiç çıkmadığı bir memba gibidir onun için. Damarı buldu mu en uçta kılcallarına kadar uzanır. Doğantaş'ta arıcılık ve hayvancılık yapan bir çekirdek aileyle türkü çığırtmak dahil büyükten küçüğe hepsiyle çok renkli sohbetler etmişti. Ailenin reisine "Şindi senin yaylada arın var, yanında garın var, bahçada darın var, söyle bakaan daha ne istersin, mutlumusun bu anacıımla?" diye sorunca bol kahkahalı öyle bir muhabbet kurdular ki; anlatılmaz yaşanır derler ya hani, tamda o anda bir türkü assılan nenenin programa kattığı renk müthişti...

Yine yaylada, bir çok programında üstünde durarak sıkça tekrar ettiği gibi bu programda da henüz ilkokul çağındaki oğlak çobanı Elif isminde bir yörük kızıyla öyle bir ortam yarattılar ki anlatmakla olmaz, izlemeniz lazım. Torosların zirvesinde 2400 metre yukarıda bir yaylada üretime katılan küçük Elif öyle sözler edip cümleler kurdu ki; böyle akıllı çocuklarımız varsa keder yok bize dedim içimden, hedefi doktor olmakmış. Hayvanları çok sevdiğini, zor olmasına rağmen bu hayattan şikayetçi olmak ne, aksine doğada çok mutlu olduğunu ifade eden çocuk değil de bilge bir insan gibi konuşuyordu. Ramazan hoca mesajını işte tam burada veriyor. "Ülkemizi dizayn edenler milletimizin çocuklarını dağda çoban, tarlada çiftçi, fabrikada işçi, askerde er gördüler. Savaş olursa ölürsünüz, barış olursa şehirliyi doyurursunuz dediler! Uğruna ölecek kadar sevdiğimiz devletimize milletimize daha iyi nasıl hizmet edebiliriz diyorsak çocuklarımız okumalı, okutulmalı; denizde kaptan, havada pilot, fabrikada mühendis, hastanede doktor olmalı, ülkeyi onlar yönetmeli" sözüyle konuyu öyle güzel bağladı ki, gönlümde taht kurmuştu...

Şimdi asıl konuya böyle bir girişle başlama nedenimize gelelim. Hani bu üçlüyü bozmamak lazım diyen Ramazan Kıvrak üstadın dikkat çektiği 'geçi goyun, orman, çoban ' meselesi var ya, işte onlar bizim bugün halâ anlayamadığımız yok olmaya doğru giden hazine değerindeki varlıklarımız ne durumda onları yazacağız. Bizim önemli bir görevimiz var; bugünün doğrularını ve yanlışlarını yarınlara eğip bükmeden aktarmak, gelecek nesilleri haberdar etmek. Söz uçar yazı kalır atasözü, işte tam olarak bunlar için var dostlar. Eli kalem tutan herkese büyük sorumluluklar düşüyor çünkü çok olağanüstü sıkıntıların içinde kıvranıp duruyor günümüz insanı. Tüm dünyada olumsuzluklar var olsa da bizim ülkemiz ve özellikle bizim bölgemize has derinleşen sorunlar var, yazılmalı diye düşündüğüm.

Bize yalan söylemeyen, kelime oyunlarıyla günü kurtarmak için boş vaatler yerine çalışıp üretmeye kendisi de dahil olan toplum önderi veya lideri insanlara bulursanız dört elle sarılın. Dost acı söyler ama doğru söyler. Çok ama çok cephe yitirdiğimiz alanlar var. Ne bağ kalmış ne bağban, ne ağıllar dolusu koyun keçi sürüleri ne de sağacak inek kalmayıp gider memlekette. Bize halâ utanmadan Avrupa'da birinciyiz, dünyada bilmem kaçıncıyız diyenler ithal ettikleri etten, halkın elzem ihtiyacı olduğu gıda ürünlerinden tatlı kârlar elde ediyor ama asıl darbeyi kendi besicisine, üreticisine vuruyor! Çiftçimizin hiçbir güvencesi yok, üretiyor ama zararına satmak durumunda kalınca üretimden çıkmak zorunda kalıyor.

 

 

 

Buna ayrıca ağır kuraklık koşullarıyla pahalı girdi maliyetleri eklenince stop eden tarım ve hayvancılık sektöründen feryatlar yükseliyor artık. Ovanın can damarı Apa barajı kurudu, Obruk ve Hotamış gölü kurudu. Bunlar öyle büyük bir felakettir ki; daha asıl tesirlerini bundan sonra göreceğiz, inşallah yanılırım diye de dualar ediyorum. Apa barajı kurulalı 63 sene geçmiş üzerinden ve ilk defa bu hazin görüntüler çıktı ortaya. Önceki yıllarda da ağır geçen kuraklıklar gördük ama su seviyesi hiç bu duruma düşmemişti. Kocadoksan kıtlığından beter bir duruma evrilen ovada en azından taban suları doluymuş o zaman; şimdi yerin altı da boş, üç yüz metrenin altına düşen yerler var! Bu yazımı kaleme alırken ilk defa son yılların en güzel yağmurları yağdı yanık ovamızın üstüne, öyle sevindim dualar ettim ki, bizi zaten sadece Allahın merhameti kurtarabilir. Bu meseleler hakkında günümüzün yaşayan insanlarına ne söyleseniz boş! Yazılıp söylenenlerin bir anlamı olsaydı, uyarılar dikkate alınsaydı en azından bu durumlara düşülmezdi. Duvara toslayana kadar gidecek ve herkes dersini alacak, o zaman başını kaldırıp ne yaptık biz diyecek ama çok geç olacak. O yüzden biz, yıllar sonra bıraktığımız enkazda debelenecek nesillere; bakın bizim yaptığımız hataları siz yapmayın demek için faydalana bilecekleri tecrübeler aktarmak isteriz. Ben suyun gözünde çocukluğunu ve gençliğini yaşamış biri olarak, Apa barajının yaz boyunca akan zümrüt yeşili sularının gün gelip akmaz olacağını, koca gölün kuruyacağını söyleseniz delirmiş bunlar derdim herhalde. Her geçen gün artan ve engellenemeyen insan hırsı ve tamahına bir de doğru yönetilemediğini düşündüğüm toprak ve su kullanımındaki yanlışlar eklendi. Burada en büyük kaybımız; su yönetiminde yetkili kurum ve kuruluşlar yaptırım gücünü gereğince kullanamazken, çiftçilerimiz de nerede duracaklarını ayarlayamadı. O kadar çok konuşuldu tartışıldı ki bu konular, toplanıp toplanıp dağılan komisyonlar, sonuç vermeyen çalıştaylar ve işte geldik zurnanın zırt dediği yere! Bundan sonra ne olacağını bilen varsa konuşsun, yoksa herkes sussun demek geliyor içimden. Senin bildiğin bir yol var mı derseniz; insan doğadan koparıp aldığını önce yerine koymadan olmaz desem git işine diyecek herkes çünkü zaman yok, gırtlağına dayanan bıçak misali dağ gibi borçlar var, neredeyse hepsi tüketici durumuna düşmüş milyonlar var doyması, doyurulması gerek. Üretmek, üretmek, üretmek; başka bir çare yok, bunun içinde en başta su, toprak ve üretici gerek. Yani Ramazan Kıvrak hocamın dediği gibi bu üçlüleri bozmamak lazım. Kızılderili ata sözleriyle beraber onların yaşam felsefesi beni çok etkilemiştir her zaman. Doğayla iç içe yaşam biçimleri, kadim Türk tarihine bakıldığında bizim atalarımızın uçsuz bucaksız bozkırlarda sürdürdükleri hayata benzerlikler arzeder. Sosyal medyadan derleyip alıntılar yaptığım o duvara asılacak kıyamette sözlerin bir kısmını sizlerle paylaşıp bitiriyorum yazımı.

"Dua etmek için güneşle birlikte kalk. Tek başına dua et, sık sık dua et. Büyük Ruh dinler.."

"Herhangi bir kişiden, bir topluluktan, bir çölden ya da bir kültürden olsun, senin olmayan şeyi alma. O ne kazanılmıştır, ne de verilmiştir.

Senin değildir..."

"Yeryüzü üzerindeki her şeye saygılı ol; ister insan, ister hayvan veya bitki olsun..."

"Doğa bizim için değildir, o bizim bir parçamızdır. Onlar senin dünyasal ailenin parçalarıdır..."

"Çocuklar geleceğimizin tohumlarıdır. Onların yüreklerine sevgi ek ve bilgelik ve hayatın dersleriyle sula. Onlar büyürken, onlara büyümeleri için yer bırak..."

"Önce kendine karşı dürüst ol. Kendini besleyemezsen ve kendine yardım edemezsen, başkalarını besleyemezsin ve onlara yardım edemezsin..."

"Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!!!"

16 Aralık 2025

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!