ANNE-BABA EVLADA EMANETTİR
Her insan, sığınmaya, korunmaya, himayeye, ilgiye ve sevgiye ihtiyaç duyar.
Yalnızlık, teklik, ihtiyaçsızlık, kendi kendine yetmek sadece Allah’a mahsustur. Hele çocuklar bu ilgi, sevgi ve şefkati daha çok beklerler. Tıpkı çocuklar gibi anne-babalar da yaşlanınca kendi büyüttüğü yavrularından veya yakın çevresinden ilgi, sevgi, himaye, korunma ve kollanma bekler. Çünkü onlar da geriye dönüş yaşamışlar, duygularıyla, zayıflıklarıyla, düşünme melekeleriyle çocuklaşmışlar, çocuk gibi davranmaya başlamışlardır. İşte çocuklar, anne-babalarının bugünleri için vardır, anne-babalar çocuklarını bugünleri için büyütürler, yetiştirirler.
Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz, çocuk haklarından çok, anne-baba haklarına vurgu yapar. Zaten anne-babada fıtraten var olan çocuk sevgisi, çocuğa olan merhamet ve şefkati, çocuklarını bıraktırmaz, çocuklarını aç-çıplak terk ettirmez, içindeki fıtrî sevgi ve şefkatten dolayı anne-baba çocuklarına uzak ve ilgisiz kalamaz, onların ayrılığına dayanamaz. Aynı yoğun ilgi ve şefkat, anne-babaya karşı çocuklarda bulunmaz.
Bir rivayete göre, Hz. Adem’in anne- babasız yaratılmasından, O’nun anne-baba şefkati tatmamasından ötürü, neslinde de aslına karşı ilgisizlik, soğukluk ve duyarsızlık devam etmektedir. Hani ataların bir sözü vardır: ”Baba çocuğuna bir bağ bırakmış, çocuk ona bir salkım üzüm vermemiş” denir. Gerçekten kökümüz ve aslımızdan çok, dalımıza ve meyvemize hizmet ederiz, ilgi ve şefkat duyarız. İşte Cenabı Hak, kullarına fıtraten eksik olarak verdiği ana-baba sevgisini, Kur’an’ındaki emir ve tavsiyeleriyle artırmayı istemekte, anne-babayla ilgilenmeyi, kendisine ibadet ve itaatle eşit tutmaktadır.
İsra suresinin yirmi üçüncü ayetinde Rabbimiz, çocukların anne-babalarına olan görevlerini ayrıntısıyla anlatmaktadır:
“Rabbin sadece kendisine kulluk etmenizi, anne-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlılığa ulaşırsa, ( muhtaç hâle gelirse), onlara ”of!” bile deme, onları azarlama, (gönüllerini kırma), onlara güzel ve yumuşak söz söyle. Onlara şefkat ve merhamet kanatlarını ger. Onlar için şöyle dua et: “Rabbim, tıpkı beni küçükken eğitip büyüttükleri gibi, onlara da sen rahmet ve merhamet et.(onları acı, bağışla)”
Evet yukarıdaki ayette öncelikle vurgulanan, Rabbimize itaatten sonra anne-babaya itaat ve iyilik gelir.
Bu ayetiyle Cenabı Hak çocuklara, anne-babalarla ilgili dört maddede özetleyebileceğimiz görevler veriyor:
1-Anne-babaya ihsanda bulunmak: Anne-babaya bakmak, iyilik yapmak, gönüllerini almak, Allah’a ibadetle eş değerdedir. Bir hadis-i şerife göre, düşkün anne-babaya bakmak cihattan da üstündür. Cihada katılmak isteyen bir sahabiye Peygamberimiz, “ Dön, evde bıraktığın yaşlı anne-babana bak, onlara yapacağın hizmet sana cihat sevabı kazandırır” buyurmuştur. Hadislerde hep vurgulanan sılay-ı rahim (akrabalarla ilgilenmek düsturu), anne-babayla başlar. İncir çekirdeğini doldurmayan sudan sebeplerle, miras kavgalarıyla anne babayı üzmek bir Müslüman’a hiç yakışmaz. Anne-baba tarafından bir haksızlık yapılmışsa bile, sineye çekmek, affedici olmak gerekir. Nitekim çocuklarımız yüzünden çektiğimiz eziyetleri düşündüğümüzde, anne-babamızın üzerimizdeki emeğini ve fedakârlığını daha iyi anlarız.
2-Yaşlılıklarında, bakıma ihtiyaç duyduklarında “of” bile dememek, bıkkınlık göstermemek: Çünkü onlar o halleriyle, yaşadıkları duygularıyla, beklentileriyle çocuklaşmışlardır, çocuğumuza yaptığımız muameleyi ve şefkati beklerler. Müfessirler, “öf” kelimesinin anlamını açıklarken şöyle demişlerdir: Anne-baba yaşlanıp yatalak haline gelirse, onların büyük ve küçük abdest bozmalarından dolayı iğrenmemelidir. Evlat anne-babasının tuvalet ihtiyacında yardımcı olmalı, üstlerini- başlarını yıkamalı, “öf be kokuttun” dememelidir. Hadis-i şerifte ifade edildiği gibi, “Cennet anaların ayakları altında”, onları hoş görmede ve hoş yapmadadır.(Suyuti)
Bu konuda bir ibretli kıssayı anlatmadan geçemeyeceğim: Hazreti Musa (AS.), Cenab-ı Hakk’a münâcaatta bulunarak cennetteki komşısunu öğrenmek ister. Yüce Allah, vahiy yoluyla Hazreti Musa’nın cennetteki komşusunun falan yerde oturan bir demirci olduğunu bildirir. Tanışmak ve nasıl o dereceye eriştiğini öğrenmek için demirciyi bulan Hazreti Musa, Demircinin misafiri olur. Kendisinin Peygamber Hazreti Musa olduğunu söylemez.
Akşam olunca evine gelen Demirci, duvarda asılı duran bir zembili indirir, içinden yaşlı ve felçli bir kadını çıkarır, altını temizler, karnını doyurur, gerekli hizmetlerini yapar, tekrar zembile koyar. Yaşlı kadın bu hizmet esnasında bir şeyler mırıldanır, ancak Hzreti Musa duyamaz. Bu yaşlı kadının kim olduğunu ve mırıldanırken ne söylediğini merak edip soran Hazreti Musa’ya Demirci şu cevabı verir: Bu felçli ve ihtiyar kadın benim annemdir. Her akşam bu şekilde bakımını yapar ve yerine yatırırım. Her gün benim için, “Yarabbi, oğlumu Hazreti Musa’ya komşu eyle!” diye dua eder. Artık Hazreti Musa, neden bir demircinin cennette kendisine komşu olacağının sırrını anlamıştır. Demirci, cennette Hazreti Musa’ya komşu olabilme derecesine annesinin duasıyla erişmiştir. Hazreti Musa, demirciyi müjdeleyerek, kendisinin Musa olduğunu, Allah tarafından gönderildiğini ve cennette komşu olacağını söyler.
Şu da bir gerçek ki, mazluma yapılan haksızlığın ve anne-babaya bakmamanın cezasını Rabbimiz hemen dünya hayatında peşin verir. Ahirete tecil edip bırakmadan, dünyada takdim ederek madden ve manen cezalandırır. Yapılan iyiliğin karşılığını da bu dünyada verir; anne-babasına bakan insanların çocukları itaatli, evleri huzurlu, mallları bereketli ve ömürleri uzun olur. Peygamberimize, sahabelerden cihada katılmak ve cihat sevabı almak isteyenler gelmişlerdir. İçlerinden birisinin geride bakıma ihtiyacı olan anne-babasının kaldığını öğrenince ona, “Dön, annene bak! Annene bakarak cihad sevabı alırsın” buyurmuştur.(Nesai) Demekki anneye-babaya hizmet cihatla eş değerdedir.
3-Onları hal ve hareketimizle, söz ve davranışımızla kırıcı ve yaralayıcı olmamak. Onların gönülleri incelmiştir. Havadan nem kaparlar. Çocuklarınıza bağırmanız, kaşınızı eğmeniz adeta onları azarlamak gibidir. Ufak şeylerle kırıldıkları gibi, küçük ilgi ve hediyeyle de sevinirler, mutlu olurlar. Ebu Bekre’den rivayete göre Peygamberimiz ashabına,
“Günahların en büyüklerini size haber vereyim mi?” diye üç defa surdu. Biz, “Evet Ya Resulallah” dedik bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Allah’a ortak koşmak ve anne-babaya kötü davranmaktır.” Sonra yaslandığı yerden doğrulup şöyle ilave etti:
“Dikkat edin! (Üçüncüsü) Yalan söylemek ve yalancı yere şahitlik yapmaktır.”(Buhari)
4-Bir de anne-babaya ölmeden evvel ve öldükten sonra dua etmek. Sağken onların son nefesleri için hayırlısını dilemek, öldükten sonra rahmet okumak, arkalarından sadaka ve iyiliklerde bulunmak, hatıralarını yaşatmak, baba dostlarını ziyaret etmek, onların adına sadaka-i câriye dediğimiz hayır işleri yapmak, gerekirse çocuklarımıza ve yaptırdığımız okul ve çeşme gibi hizmetlere onların isimlerini vermek, mezarlarını ziyaret etmek, hülâsa bir ömür dualarımızda unutmamak. Namaz kılan bir evlat, zaten namaz içinde hep şu duayı yapar: “Ey Rabbimiz, kıyamet günü, beni, anne-babamı ve bütün mü’minleri mağfiret eyle.”(İbrahim,41) Namaz kılan bir evlat bırakabilene ne mutlu.
Hayırlı evlat olmak kolay olmasa gerek.
Ahiret saadeti hem dünya sefasını,
Sürmek isteyen kimse bırakmaz atasını.
Başından hiç belalar eksik olmayan insan,
Baksın ana-babaya, düşünsün hatasını.











0 Yorum