Telefon
WhatsApp
SU KESİLDİ!
300 X 250 Reklam Alanı

Ömrümde tasasız günümün geçmediği bazı konular var! Ben de vurup kafayı yatmayı, dünyaya toz pembe bakıp mutlu olmayı çok isterdim ama olmuyor. Bu yüzden olsa gerek, kaygı duyarak yazdığım ve insanların içini kararttığım konularda keşke hiç haklı çıkmasam. Daha üç gün önce mutluluğumu bir Apa barajından fotoğrafla paylaşmıştım. Dün olanları duyunca eyvahlar olsun dedim içimden. Çarşamba Çayına su salındıktan üç gün sonra göçük ve düdene benzer çukurların oluştuğu Balçıkhisar ve Gökhüyük yakınlarındaki manzaralar ürkütücü gerçekten. Suyu kesmek zorunda kalmışlar, çayın yatağında obruklara benzer görüntüler oluşmuş!

Arşivden, görevimi yapayım kamuoyuna duyurup halkı uyarayım belki faydamız olur diye 2015'te yazdığım eski bir yazımı yeri geldiği için paylaşıyorum dostlar...

Hotamış gölünün önemi ve değeri öyle bir anlaşıldı ki; bin nasihatten bir musibet çok daha tesirli imiş onu anladık şimdi!

             ***

BİZİ KAPININ ÖNÜNE KOYAR MI?!

Camcı dükkânına girenler bilecektir; ne tarafa dönseniz öbek öbek, çeşitli boyutlarda demetlenip istif edilmiş cam yığınlarını görürsünüz. Kırılma tehlikesi oldukça yüksek, fakat kıymetli de bir malzemedir cam!

İşte böyle bir dükkâna giren sakar bir müşteri, kaşla göz arasında koca bir tabak camı şangır şungur indirince; dükkân sahibi müşteriye ‘sakın kımıldama’ diyerek seslenir, telaşla.  Paniğe kapılan müşterinin onu duyması şöyle dursun, Aman Allahım! Vah vah demesiyle ikinci bir tabağı daha indirmesi bir olur!

"Ne yaptın be kardeşim, bi dur yaa; bi dur Allah’ını seversen, kımıldamaaa!!!"

Kontrolden çıkan müşterinin artık kimseyi duyacak hali kalmaz; tüh be, ne yaptım ben ya diye söylenirken arkasına, sağına soluna döndükçe koca bir tabağı daha indirir!

Elindekileri çalışma masasına bırakıp koşar dükkân sahibi ve adamı kucakladığı gibi sokağa, kapının önüne koyar… 

"İçeri girme sakın, burada dur; duman ettin beni be kardeşim, bela mısın sen benim başıma?!"

Bundan sonrasını, hikâyenin devamında neler yaşandığını doğrusu ben de bilmiyorum.  Yaşanmış olayların, yöresel fıkraların üstatlarından Merhum Musa Tongur Hocamdan dinlemiştim bu öyküyü.

Neden konuya böyle bir öyküyle dâhil olduk derseniz; bizi bağrına basan, aç sefil  bırakmayıp doyuran yaşlı dünyamız da acep bir gün bizi kapının önüne koyar mı? Diye bir soru, hep aklıma gelir nedense…

Düşüncemi destekleyen sayısız örnekle karşılaştım bugüne kadar. Sorunları bildiğimiz halde çözüm üretemediğimiz pek çok problemimiz var. Zihinsel yol haritamızda çıkmaz sokaklar vardır. Bir kelimenin içine sığdırıp, çevrecilerin diliyle söyleyecek olursak;  hayatımızdaki paradigmalardır bunlar.

Birkaç hafta önce, Beyşehir İlçe Tarım Müdürlüğümüzün misafiri olmuştuk. İlçe  Müdürü Nurettin Karşıyaka’ya göldeki su seviyesini, balıkçılığın ne durumda olduğunu  sormuştum.

İlçe Müdürümüz çarpıcı rakamlar verip “Geçmişte Beyşehir Gölünden bir sezonda 1000-1200 ton balık avlandığı yıllar var; günümüzde ise ancak 50 ila100 ton aralığında balık avlanabiliyor artık” demişti. Balık işleyip ihracat yaparak ülkemize döviz kazandıran birçok tesisin kapandığını üzülerek ifade ediyor, gölü yeniden eski bereketli  günlere döndürmek için çalıştıklarını söylüyordu…

Nasıl olur; insan besinleri arasında istisnasız listenin en başına yazılan balık gibi kıymetli bir gıda, bu kadar cephe yitirip yok olma noktasına gerileyebilir! Bu önemli sorunun bildiğimiz ve bilmediğimiz sebepleri nedir diye sormaya hazırlanırken; tam zamanında diye bileceğim bir tevafukla,  gölde avcıların kontrolünü yürüten kolluk kuvveti yetkililerinden  Jandarma komutanları kapıdan giriverdi. Yakaladıkları kaçak ve usulsüz av yapan avcılara uyguladıkları ceza tutanağı ve makbuzlarını teslim etmek üzere geldiklerini söylemişlerdi.  Meselenin sadece avcı boyutuyla ilgili bir sürü soru sormuştum onlara da. İnsanımızı yanlış yapmaktan ne alıkoyar sizce; ceza mı yoksa eğitim mi daha etkili bir yöntem diye sormuştum. Şu an kesinlikle cezai müeyyideler daha etkili ve caydırıcı, fakat o bile  durduramıyor insanları! Eğitimle verdiğiniz her türlü faydayı, zararı çok iyi biliyorlar ama durum ortada. Bu çok boyutlu bir mesele, çok yönlü ele alınmalı ve ortak bir çözüm yolu  bulunmalı; aksi takdirde gölde balık nesli giderek yok olmaya mahkûmdur! Bu konuyu da enine boyuna ele alıp yazmalı bir gün diyerek önümüzdeki günlere erteliyorum, zira bir köşe yazısına sığmayacak kadar mühim mesele…   

Yeri geldi şimdi, bir camcı dükkânına benzetirsek dünyayı; hangi camı kaldı kırmadık diye bakınca, anlarız herhalde bir gün hanyayı, Konya’yı…

Tabiat Ana bize daha ne kadar tahammül edecek ki? Bitiremesek te derelerini  kuruttuk, ormanlarını talan ettik. Çiçeğine böceğine, kurda kuşa barınacak, dalında yuva kuracak bir ağaç bırakmadık. Evet, biz yaptık bütün bunları; kimse kendini masum sanmasın! 

İnsanları doğaya saygılı olmaya davet eden Kızılderili Şef Seattle: “Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!” derken kimleri kastediyordu acaba…

Yarattığı tüm canlılar hane halkı, dünyamız da yeryüzü sofrası olduğuna göre, Yüce Mevlam bize hep cömert davranmıştır. Bu lütuf ve ihsana karşılık olarak biz ne yapıyoruz? Aç gözlülük, israf, yağma ve talan!

Hiç var mı; gelecek nesiller nasıl karnını doyuracak bu dünyada diyeni gördünüz, duydunuz mu? Bilinçli, duyarlı, vicdanlı insanlar yok değil; sayıları az da olsa onlar çırpınıyor, yanı başımızda feryat koparıyorlar ama duyanımız yok! Sınırsız sanılan kaynaklar, gözümüzün önünde kuruyup yok olmakta; tarım alanları, otlak ve meralar daralmakta. Sözün özü; dünya sıkışıyor ve giderek artan nüfusu besleyip barındırmada  zorlanıyor. Herkes dillendirip sesli düşünemese de, bilinç altımızda ortak bir korku var; gıda, hiçbir bedelin satın alamayacağı stratejik bir silah haline gelirse?! 

Korku tüneli gibi oldu ama lütfen söyleyin, haksız mıyım? Çare ne kardeşim, hep sorun mu dinleyeceğiz derseniz, bir cevabım var: Doğaya; çaldıklarımızı geri vermeliyiz…   

17.01.2015

M.Yavuz ÇOLAK

 

Anasayfa Reklam Alanı 1 728x90

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!